Adanalı Annenin Kızı İçin Yaptığı Acil Yardım Çığlığı ( * )
Merhaba 2008 yılı içinde Adanalı bir anne “Matematikle Barışıyorum” kitabımı almıştı. Daha sonra bana tekrar ulaşarak kitap ve gönderdiğim dokümanlardan yeteri kadar faydalanamadığını Bildiren bir e-mail gönderdi.
Ben bu kitabı yazarken okuyanlar kitabıma verdikleri paralara acımasınlar, üstüne de dua etsinler istiyordum.Kitabıma ve diğer dokümanlarıma çok güvendiğim için Bu olayın arkasına düşmeye karar verdim.Şimdi size “ Matematiği Sevdiren Adam” , “ Anne “ ve “Kız”ın yazışmalarını banttan sunuyorum.İzleyelim bakalım, neler olmuş ?
Necip GÜVEN 03 Aralık 2008
( Not:Sevgili dostlar, buraya aldığım yazılar Adanalı Anne ile elektronik posta ile yaptığımız yazışmaları içermektedir. Adanalı Anne ile arada yaptığımız konuşmalarda ne konuştuğumuzu şu an hatırlayamadığım için arada kopukluk varmış gibi görülen bölümlerde bir kopukluk varmış gibi gözükebilir. Necip GÜVEN )
Selam , çalışmalarınızdan dolayı sizi kutluyorum. Çarpma işlemi halledemediğimiz bir sorun… Daha önceki kitabınızı aldım ancak kızımın bu ilgisini çok çekmedi. Eğer eğitimci ve veli olarak neler yapabiliriz araştırıyorsak lütfen samimiyetime veriniz; kitaptan çok faydalanamadım.
Belki de bizim bir eksiğimizdir. ama başka yolla nasıl öğretilebilir, nasıl hafızasında tutabilir bu çarpmaları…Her nedense sayılar ve rakamlar kızıma öcü geliyor.Sizin bu yönde nasıl bir çalışmalarınız var acaba? Üzerinde durduğunuz kitap bir öncekinden farklı mı?Özüne dönecek olursak mutlaka çarpma işlemi öğretmemiz gerekiyor, böyle bir kaynağa mutlak ihtiyaç var, bir çıkış yolu bulunması lazım..
Belki de bu kitap diğerinden farklı olabilir… İkinci kitap daha öğretici olabilir…Mutlaka bu yönde yapacağınız bir şeyler vardır..Sonuçta eğitimci olarak işin içindesiniz….Bir kitapla bir sayfa ile öğretirsek bu kardır diye düşünüyorum… Bu tür kitaplara ısrarla ihtiyaç vardır, çalışmalarınızı yakından takip edeceğim… Başarılar.
RUMUZ : ADANALI
Size gönderdiğim doküman eski çalışmam idi.Kitap bu kitap çalışmam hem 4 işlemi kapsıyor, hem de çarpma öğretiminde ilave yöntemler olacak.İlave yöntem ve önerilerimi size yazdıkça göndereyim.Çünkü kitabın basımını beklemek sizin için geç olabilir.Adınızı not ettim. Pes etmek yok.Kolay gelsin.
Necip GÜVEN
Her çalışmanızı bekliyorum. bana yardım edin kızıma yardım edin… Sonunda mutlaka olacak…RUMUZ : ADANALI
Gününüz aydın olsun, ilginize teşekkür ederim. “Matematikle Barışıyorum” kitabının tamamını okudu, oradaki bazı anekdotlar ilgisini çekti, hafızasında kaldı.Tekerlemelerle olan çarpım cetvelindeki bazı örneğin “9×9 =81 Annem eve gir dedi” gibileri aklında kaldı. Kitap hiç etkili olmadı demiyorum. Çarpmanın içine girdi ama çıkmadı, yani hafızasında yer edemedi… Benim kızım zor bir çocuk, tek çocuk bu yüzden beni zorluyor.Her kez bir adım atarken ben iki adım atıyorum.
Başka bir şey daha itiraf ediyorum utanarak. Kızım 8. sınıfa gidiyor bazen 20 15 çıkınca 5 kalacağını bir anda söyleyemiyor, bu işin peşini bırakmıyorum.Hocam ilginç olan yanı şu 8. sınıf müfredatındaki mesela karekökler ve üstlü sayılarda 20 sorudan 15 net bırakabiliyor. Arıza nerede,bu çocuk bu konuları yapabiliyorsa benim eksik yaptığım bir şeyler olmalı…. Ona öğretim modellerinin hepsini denedim hepsiyle öğretmeye çalıştım. Mesela oyunla, mesela para teslim ederek alış veriş yapması gibi… Benim eksiğim nerede ? Zamanınızı aldığım için özür diliyorum.Eğitimde kaybedilecek bir tek fert yoktur sözünden cesaret alarak affınızı sığınıyorum. Saygılarımla…
RUMUZ : ADANALI
Teşekkür ederim. bizim evimizde Internet yok. benim iş yerinden iletişim sağlayabiliriz. Kızım her gün öğleden sonraları sizinle görüşebilir. Onunla konuşup sizinle yazışmasını sağlarım. Başlangıçta reddedebilir ama sonradan ilgilenecektir.Sağ olun,Allah sizden razı olsun….Görüşmek üzere…RUMUZ : ADANALI
Merhaba Adanalı, Kızınızı ikna etmeden mail gönderemem.Baştan onun kişiliğine saygı göstermeliyiz.Benim selamımı söyleyin ondan izin istediğimi bilhassa belirtin. Eğer izin vermezse o izin verinceye kadar sizinle mailleşiriz, zamanı gelince onunla da iletişime geçeriz. Bu iş zorlama ile olmaz. Bu mailimi kendine okuyabilirsiniz. Kolay gelsin…
Necip GÜVEN Eskişehir
Selam hocam, kızımla konuştum beni reddetti. Bunu nasıl bildiniz bilmiyorum ama matematiğe uzak olduğundan böyle yaptığını düşünüyorum. Acaba ilerde sizinle konuşmayı kabul eder mi, etmezse biz ona nasıl yardımcı oluruz acaba? Yapılacak bir şeyler var mıdır? Umarım her şey iyi olur. saygılarımı sunarım. iyi akşamlar…. RUMUZ : ADANALI
Merhaba Adanalı, Nasıl mı bildim ? O zaman size sorayım, “Kayınvalideniz size yıllarca olmadık eziyetler etti ama daha sonra pişman olup sizden özür ve af dilese hemen affeder misiniz, yoksa biraz zaman geçmesini mi beklersiniz ? Bana şimdi kızınızın adını yazın. Ben ona hitaben sizin arcılığınızla bir mektup yazayım.Çıktı alıp uygun bir zamanda ona okursunuz.Unutmayınız buzu ısıtmak için önce eritmek ve su haline getirmek gerekir.Buz tamamen eridikten sonra yavaş yavaş ısınmaya başlar.Sakin olun ve pes etmeyin.Biz bu işi yavaş yavaş başarırız.
Sizin ve kızınızın yaşadığı acıları tahmin ediyorum.Lütfen yaşadığınız bu acıları gözyaşlarıyla bana yazın.Altına da kendi seçeceğiniz bir rumuz yazın.Yaşadığınız bu acıları ancak birlikte dökeceğimiz gözyaşları temizler.Daha sonra gözyaşları içinde yazmanız için bir yazı daha isteyeceğim.Ama bu sefer bu gözyaşları mutluluk gözyaşları olacak.Yazacağınız bu yazıları ben de gözyaşları içinde okuyacağım.Daha sonra azimle kitapta kaldığım yerden yazmaya devam edeceğim.Kolay Gelsin….
Necip GÜVEN Eskişehir
İMDAT ;NE OLUR KIZIMI KURTARIN!
Bir duvar vardı sırtımı dayadığım… o duvar biraz sallanır, sağ solu dökük ama gezip dolaşıp soluk alıp, derdimi döktüğüm, gücümü aldığım, dinlendiğim bir duvar. Annem.
70 yıllık annem benimle gurur duyar. Benim varlığımla yaşardı. Erkek gibi yumruk sallamayı, kadın gibi yazma bağlamayı öğretti. Bu gün bile gurur duyduğum bir asalet zırhı giydirdi sırtıma.
Ben girdiğim her savaşlarda zaferle çıkan bir insan. Bükemeyeceğim bilek, gidemeyeceğim yol olmayan, Mangal gibi bir yürek demir gibi bir bilek derler ya. 6 Kasım kaybettim annemi, dizlerimdeki kuvvet bitti, gözlerim eskisi gibi görmüyor. Ben 3 yaşındaki çocuk kadar aciz ve savunmasız kaldım. Aya kalkıp, diyecek bir söz bulamadım. Annem her şeyi alıp gitmişti, darmadağın oldu her şey……..Çok zamanımı aldı ölümü kabul etmek, demek ki insan ilelebet var olmuyor. Bir gün benim kızım da böyle kalacak, yani tek başına…
Anneyim, kızımı kuvvetli yetiştirmek zorundayım. Bir tek kızım. Onun içinde ben. Kızım baba sevgisini hiç yaşamadı. Ne kadar şansız, baba insan hayatında koşulsuz sevgisini veren insandır.
Şimdi yegane varlığım. Yüzüne bakarken gözümden sakındığım. Sarıldığımda incitmekten korktuğum. Gece yatarken yanağına bir buse kondurup kokusunu içime çektiğim. Yoklukla, göz yaşlarımla büyüttüğüm kızım.
Yardıma ihtiyacı var, vasat bir öğrenci. Buda onu içten içe üzüyor. Bir şeyler yapmak istiyor. Ama olmuyor. Ben çok yardım edemiyorum. Öğretmenleri içine kapanık diyorlar. Çok derslere katılmadığını söylüyorlar.
Özellikle matematik. Birileri rakamsal bir şeyler sorar diye hep çekimser kalıyor. Kendine güveni yok. Özellikle benim arkadaşlarım hep olur ya çarpma işlemi yada ya da dört işlemden bir şeyler soruyorlar. Kızın yapamıyor. Sonra da bana bu çocukla neden ilgilenmiyorsun. Hiç bir şey bilmiyor dedikleri zaman benim dünyam yıkılıyor. Kızımda bir kenara çekilip, ben kızarım diye ürkek duruyor.
Söyledikleri gibi değil ben kızımın yörüngesi içerisinde hep dönüyorum.Dershanede ya da okulda notlarını arkadaşlarından düşük alıyor. Ben ister istemez o çocukların aldığı notları kıskanıyorum. Kızıma hiçbir şey söylemiyorum ama inanın içten içe eriyorum. Kızım onlardan daha iyi almak zorunda çünkü kızımın başka seçeneği yok mutlaka bir şeyler yapıp ayakta durmalı, başarılı olmalı.
14 yaşında melek yüzlü bir kız çocuğu. Yapacak bir şeylerim olmalı, başarıyı tatmalı. Yoksa hayat ona acımayacak…Hayatla tek başıma mücadele ediyorum. Elimde bir kız çocuğu ve tüm yatırımlarım kızımın eğitimi için. Yaşama dair diğer şeyler bana teferruat geliyor.
Kızım matematiği severse başarılı olacak, başarılı olunca mutlu olacak. Kızım mutlu olursa benim üstesinden gelemeyeceğim hiçbir şey olmaz.
Bir gün ben olmayacağım yanında hayatı yaşayabilme gücü olursa gözüm arkada kalmayacak. Rumuz : ADANALI
Sayın Hocam… İlginize teşekkür ederim. Hocam ben bu hafta sonu kızıma biraz tavır koydum. Bu çarpım tablosunu bir hafta içerisinde ezberleyeceksin, başka ders yapmayacaksın gibi şeyler söyledim, canı bayağı sıkıldı.
Bu gün ise sizin mail adresinizi sordu, neden dedim. Bir hafta zamanım var. gibi laflar söyledi. Muhtemelen sizinle yazışacak. Lütfen hocam yardım edin bize …. Kızımı kazanalım.SAYGILARIMLA…RUMUZ : ADANALI
Merhaba Akıllı Kız, Tanıştığımıza çok memnun oldum.Ama sana şunu hatırlatayım , sen çarpım tablosuna değil çarpım tablosunun ezberine karşısın. Ben de seninle aynı fikirdeyim.
Bence de çarpım tablosu ezberi çok zor ve çok gıcık bir şeydir.Ama yıllardır öğretmenler ve anne-babalar ezberden daha kolay bir yöntem bulamadıkları için öğrenciliğimiz zamanında benim, annenin başını yaktıkları gibi senin de başını yakmaya çalışıyorlar.Söylediklerime inanmazsan ” matematigisevdirenadam.com” sitemde ” Bu sitede çarpım tablosu ezberi yasaktır” ve “Çarpım tablosunu ezbersiz öğreten kitap” yazılarını okumanı tavsiye ederim.
Ben yıllardır araştıra araştıra çarpım tablosunu ezberlemeden kolayca öğreten yöntemler buldum.Onlardan bazı örnekleri internetten annene de gönderdim.Kitabım çıkıncaya kadar onlara bir göz atsan çok iyi olur.Eğer benimle arkadaş olup sıkıntı yaşadığın 1. sınıftan 5.sınıfa kadar matematik konularında sana çok faydalı olacağımı düşünüyorum.
İlk okul öğretmeni olduğum için ilk okul konularını daha iyi biliyorum.Zaten sen ilkokul konularını tekrar kolay yollardan yeni temel atarsan yavaş yavaş ortaokul konularını da anlamaya başlayacaksın.
Haydi Akıllı Kız, var mısın ? Gerçek “Akıllı Kız” kimmiş bunu cümle aleme birlikte gösterelim.Ben varım, seni seviyorum ve sana inanıyorum.Annene göndermiş olduğum çarpma ezberi değil çarpma öğretimi dokümanını inceledikten sonra ” Matematikle Barışıyorum” kitabımı da baştan sona yavaş yavaş ve dikkatlice okursan çok faydasını göreceksin.
Şunu tekrar söyleyeyim ne ceza verirlerse versinler çarpım tablosunu ezberleme. Çünkü ezber çok berbat ve kötü bir şey ama benim yöntemlerimde asla ezber yoktur.
Sana inanıyor ve başarılar dilerken çok yakında güzel haberler veren mailler bekliyorum.Kusura bakma Akıllı Kız , seni matematik aslında güzel bir dersten nefret ettirenleri çok merak ediyorum.
Tüm yaşadıklarını bana anlatırsan hem rahatlarsın hem de sorunları daha kolay çözeriz.Doktora gidince bile doktor önce şikayetin ne diye soruyor, sonra da muayene ediyor.Ben de matematik doktoruyum, derdini iyi anlatırsan daha kolay yardımcı olabilirim.Başarılar ….
Matematiği Sevdiren Adam / Necip GÜVEN / Eskişehir
Merhaba , ben Adanalının kızıyım.Çarpım tablosunu sevmiyorum, annemle aram kötü, cezalıyım. 1 hafta içinde öğrenmem gerekiyor ne yapmam gerekiyor.Ezberliyorum sonra unutuyorum. Rumuz : Akıllı Kız
Evet Akıllı Kız ! Çarpım Tablosunu Ezberlemeye Hayıııııııııııııırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.Biz adam gibi öğrenmek istiyoruz.Haydi Annene gönderdiğim Kolay Çarpım Tablosu Öğretimini incele öğrendikten sonra da çevrende bilmeyen tüm çocuklara öğret.Sen benim gönderdiğim yöntemleri uygularken ben de sana bitince annene gönderdiğim yazılarda olmayan yeni buluşum olan sürpriz öğretim yöntemini yazıp gönderirim.Adını da sana söyleyeyim sakın annene söyleme projenin adı ” Konuşan Parmaklar ” bu projeyle 6,7,8, ve 9`ar sayma hem daha kolay hem de çok eğlenceli olacak.Kolay Gelsin Akıllı Kız,.sakın parolayı unutma “Ezbere Hayır, Eğlenerek Öğrenmek İstiyorum !”
Necip GÜVEN Eskişehir
Yaşasın , çok teşekkür ederim Necip Hocam ! Sizin en çok şu sözünüz hoşuma gitti.”Sana ne ceza verirlerse versinler, çarpım tablosunu ezberleme.” dediğiniz cümleyi çooooook beğendim, teşekkürler !…..Rumuz : Akıllı Kız
SAYIN HOCAM MERHABA…Necip Hocam,iyi ki sizinle tanıştık… Kızım sizinle yazıştıktan sonra çok rahatladı, tabi bende…”Kesinlikle çarpmayı ezberlemeyeceğim. oh dünya varmış !’’diyor.Derslerinde ise yükselme gözledim…. Bilmiyorum ama bana karşı şimdi daha iyi davranıyor. Daha nazik, daha hassas, yani olumlu şeyler oluyor. Bu kadar etkili olacağınızı zannetmemiştim.
Sonra sizin kitabınızı okuyor, hatta okula götürmüş, hocaları elinde görmüş.Kızımın Hocalarının elinde sizin “Matematikle Barışıyorum” kitabı varmış, hocalarının da okuduğunu görünce çok daha iyi oldu.Onlar da kitap üzerinde yorumlar yapmışlar, artık matematikten korkmuyor gibi … Yazılıdan önce 25 almış idi , sizinle konuştuktan sonra 50 aldı. Öğretmeni de gelişmeden memnun. Ben daha çok memnunun… Meğerse kızımın hayatını ben kabusa çevirmişim. SAĞOLUN.. Bize ayna gösterdiniz.
Ama ben sizin yeni çalışmalarınızı çok merak ediyorum, hangi aşamaya geldiniz? Bizim de faydalanacağımız bir şeyler çıkacak mı? Sabırsızlıkla bekliyorum, Ne zaman bitecek,diğerinden farklı bir kitap mı? Size kızımla olan tüm gelişmeleri bildirmeye devam edeceğim….Her şey için sağ olun…… Rumuz : ADANALI
Necip GÜVEN Eskişehir 03 Aralık 2008
Merhaba ADANALI , Sizden ve Akıllı Kızınızdan bir süredir haber havadis gelmiyor, son durumlar nasıl ? Merak ettim de….. Akıllı Kız’a Selamlar……
Eskişehir
Sayın Hocam Merhaba , iyi misiniz, umarım iyisinizdir. Sizinle daha önceki yazışmalarımızdan çok büyük faydalar elde ettim. Yani mücadele etmekten yorulmuştum ama sizinle konuşarak bunu aşmaya başladım.Kendimi güçlü hissetim, bana güç verdiniz. Allah sizden razı olsun.
Ara karneleri aldık….Akıllı Kızın notları iyiye doğru gidiyor. Yüzde yüz bir başarı değil ama yavaş yavaş tırmanıyoruz. Şimdi artık matematikle arası daha iyi, biraz daha gayret edecek..
Konu çarpma işlemine gelince çarpım tablosunu kesinlikle ezberlemeyeceğim diyor. Necip Öğretmenim bana öyle söyledi diyor. Fakat matematik dersine çalışmaktan eskisi gibi sıkılmıyor,matematiğe daha çok zaman ayırıyor, hatta yavaş yavaş sevmeye bile başladı.Şimdi üçgenleri çalışıyor.
Mesela artık 10 sorunun beşine cevap verebiliyor. Tabii sizinle konuştuktan sonra. Aslında şu oldu galiba ,daha önceleri tüm benliğini sarmış olan içindeki matematik korkusunu yenip yavaş yavaş sevmeye ve ilgi duymaya başladı… Matematiği sanki yeniden keşfediyor gibi.Zamanla daha iyi olacak inşallah…
Tabii ben de fırsat buldukça size tüm yeni gelişmeleri bildirmeye devam edeceğim.Evet , işler eskisine göre iyi gidiyor ama anne-kız olarak ayaklarımızın üstünde daha sağlam durmaya başlayıncaya kadar bir süre daha sizin rehberliğinize ve desteğinize ihtiyacımız var..
Yeni kitabınız ne aşamada, bitmesine çok var mı ? Kızımla birlikte “ Pratik Yöntemlerle Çarpma Öğretimi Ve Dört İşlem” adlı ikinci kitabınızın bitip tüm Türkiye’de bizim gibi zor durumda olan anne-baba ve çocuklara ulaşmasını sabırsızlıkla bekliyoruz.Yeni ve daha güzel haberler vermek dileğiyle. Hoşça kalın ve lütfen kendinize iyi bakın.
Rumuz : Adanalı Anne
AKILLI KIZ BENİ ŞOK ETTİ !
Merhaba bu gün 26 Aralık Cuma ve Saat 18.30 .Biraz önce “ Çarpım Tablosu Ezberiyle Savaşımız Sürecek yazısında Adanalı çaresiz bir annenin yardım isteyen çığlıkları ve benim o anneye cevaplarımı okumuştunuz. Bu konuda sorunlu olan Rumuz : AKILLI KIZ” daki kısa zamanda inanılmaz pozitif değişim beni olumlu anlamıyla tam ŞOK etti.
Benim gibi çocuklar hakkında her zaman pozitif düşünen bir eğitimci için çok mutlu bir Şok oldu.ADANALI anneye baştan dediğim gibi asla ümitsiz değildim.Fakat inanın ki ben en az 3-4 ay sürer zannediyordum ve anneye çok sabırlı olmasını tavsiye ediyordum.Ama 26 yıllık öğretmenlik hayatımda bile tedaviye bu kadar çabuk cevap veren bir çocukla ilk defa karşılaşıyorum.
Beni bu mutlu ŞOK’a sokan mail tahminen 1 saat önce geldi.Baştan benim jeton düşmedi çünkü mail rumuzu “sanane” idi.Her halde daha önceleri “ Sen ne kadar aptal kızsın, matematiği bile başaramıyorsun.” Dediler.Belki de AKILLI KIZ’da “Benim matematik başarısızlığımın tasası sana mı düştü “sana ne” diye cevap verdiğinden “sanane”yi rumuz seçmiş olabilir..
Benim ki sadece tahmin, bunu neden rumuz seçtiğini en iyi kendisi bilir ama şimdilik bunun o kadar da önemi yok. Gönderdiği elektronik posta çok kısa ama içinde çok anlamlı mesajlar taşıyor.
Ben bu durumu açıklamakta çok zorlanıyorum ama kısaca “ Sevginin inanılmaz mucizevi tedavi gücü diyorum.Ve AKILLI KIZ’ın gönderdiği elektronik postaya geçmeden önce bize de düşen herhalde yazıyı “Yunus EMRE “ nin dizeleriyle bitirmek olacak.“Gelin tanış olalım, İşi kolay kılalım.Sevelim, sevilelim, Dünya kimseye kalmaz.” Yunus EMRE
“Necip Öğretmenim, şu anda ben “ Matematikle Barışıyorum” kitabınızı okuyorum.Bu işi başaracağım. Rumuz : AKILLI KIZ.”
Necip GÜVEN Eskişehir 26 Aralık 2008 Saat : 19.00
( * ) ‘’Etkili Ve Pratik Yöntemlerle Çarpma Öğretimi Ve Dört İşlem’’ kitabından alınmıştır.
29 Haziran 2010 Salı
27 Haziran 2010 Pazar
Annelere Sesleniş ! ( Şiir )
‘’Bu şiiri , önce en zor günlerimde bana kol kanat geren , çalışmalarımı yüreklendirici konuşmaları ile daima destekleyen Dürdane ELHAN ve Müyesser Saka Öğretmenlerime ….. Daha sonra da yüreği sevgi dolu tüm annelere armağan ediyorum….Necip GÜVEN
19 Ekim 2009 Pazartesi ‘’
ANNELERE SESLENİŞ !
Ne olur anneler, çaresizce bakmayın,
Gözyaşlarınızı tutun, o bayrama saklayın.
Kâbus bitti, bak kartallar gelecek,
Anadolu bayram yapıp gülecek.
Yarınları ne olacak hiç korkma,
O masum yavrunu öp, sarıl ve kucakla.
Kartallara zindan olan kümesler yıkılacak,
Hedeflenen zirvelere birer birer çıkılacak.
Bu dava bizim için namustu,
O gördüğün gerçek değil kâbustu.
Yeter, son ver bitsin artık bu ağıt.
Mutfağında helvanı yap ve dağıt.
Bak tarihe, bu millet ne badireler gördü.
Anadolu’yu hakir gören hem sağırdı hem kördü.
Savaştasın üç silahın var unutma !
Güzel kitap, yazan kalem ve kağıt.
Bir zamanlar bu davaya Dürdaneler, Müyesserler baktılar.
Önümüzde sönmez ışık yaktılar.
Zaman geldi, koşan atlar yoruldu,
Bayraklar genç kartala verildi.
Genç kartallar ufuklara bakındı,
Haydi gayret , zaten zirve yakındı.
Bir silkindi, çılgın gibi koşturdu,
Anadolu insanını coşturdu.
Bir milleti ilerleten ufuktur,
Madenimiz altın değil çocuktur.
Eğitimdir kaliteyi getiren
Çözüm olup problemi bitiren.
Necip Güven 19 Ekim 2009
Dürdane Elhan ve Müyesser SAKA Hocalarımın şiirime verdikleri cevap mesajları....
Sayın NECİP Bey, yazdığınız şiire teşekkür ederim.Çok zarif bir jest yapmışsınız. Başarılarınızın devamını dilerim.Yaşam kısa sizde koşuyorsunuz bu koşuşturmalarda inşallah daha çok basarılar yakalayacaksınız.Selamlar…Dürdane ELHAN
Teşekkür ederim. Beni de çalışmalarınızda andığınız için. Kolay gelsin. Başarılar.
Müyesser SAKA
Merhaba Dürdane ve Müyesser Hocam, ben sizleri her zaman anıyorum.Sizlere (Dürdane ELHAN; Müyesser SAKA,G.Veli KİŞİOĞLU ve Basri KÖSELER ) beni ve projelerimi destekleyen arkamdaki ``Muhteşem Dörtlü`` diye takdim ediyorum.
BKNZ. http://www.hikayeler.net/yazilar/129151/arkamdaki-muhtesem-dortlu-1-
http://www.hikayeler.net/yazilar/129152/arkamdaki-muhtesem-dortlu-2-
Sizleri hiç bir zaman unutmadım, unutmayacağım.
Eğer sizin zamanında yaptığınız çalışmalar olmasaydı ve benim çalışmalarıma destek olmasaydınız ortada ne Necip GÜVEN diye bir ne de eserleri olurdu.Bu bir bayrak yarışı .Bir süre daha çalışıp bu projeleri gençlere emanet edecek duruma geldiğim zaman da ben de sizin bana yaptığınız gibi ``Haydi gençler ben nöbetimi tamamladım artık bu emaneti size gönül rahatlığı içinde emanet edebilirim.Size inanıyorum ve güveniyorum.Beni ve projelerimi aşan çalışmalar yapacağınıza da inanıyorum.Haydi bayrağı teslim alın diyeceğim.``
Ben bu projeleri sıfırdan başlayıp buralara getirmedim ki sizin koyduğunuz tuğlaların üstüne ben de sizin verdiğiniz destekten cesaret alarak yeni tuğlalar koydum.Hepsi bu kadar.
Ellerinizden öperim. Size ve ailenize sağlıklı ve mutlu yaşamlar dilerim.
Öğrenciniz Necip GÜVEN
19 Ekim 2009 Pazartesi ‘’
ANNELERE SESLENİŞ !
Ne olur anneler, çaresizce bakmayın,
Gözyaşlarınızı tutun, o bayrama saklayın.
Kâbus bitti, bak kartallar gelecek,
Anadolu bayram yapıp gülecek.
Yarınları ne olacak hiç korkma,
O masum yavrunu öp, sarıl ve kucakla.
Kartallara zindan olan kümesler yıkılacak,
Hedeflenen zirvelere birer birer çıkılacak.
Bu dava bizim için namustu,
O gördüğün gerçek değil kâbustu.
Yeter, son ver bitsin artık bu ağıt.
Mutfağında helvanı yap ve dağıt.
Bak tarihe, bu millet ne badireler gördü.
Anadolu’yu hakir gören hem sağırdı hem kördü.
Savaştasın üç silahın var unutma !
Güzel kitap, yazan kalem ve kağıt.
Bir zamanlar bu davaya Dürdaneler, Müyesserler baktılar.
Önümüzde sönmez ışık yaktılar.
Zaman geldi, koşan atlar yoruldu,
Bayraklar genç kartala verildi.
Genç kartallar ufuklara bakındı,
Haydi gayret , zaten zirve yakındı.
Bir silkindi, çılgın gibi koşturdu,
Anadolu insanını coşturdu.
Bir milleti ilerleten ufuktur,
Madenimiz altın değil çocuktur.
Eğitimdir kaliteyi getiren
Çözüm olup problemi bitiren.
Necip Güven 19 Ekim 2009
Dürdane Elhan ve Müyesser SAKA Hocalarımın şiirime verdikleri cevap mesajları....
Sayın NECİP Bey, yazdığınız şiire teşekkür ederim.Çok zarif bir jest yapmışsınız. Başarılarınızın devamını dilerim.Yaşam kısa sizde koşuyorsunuz bu koşuşturmalarda inşallah daha çok basarılar yakalayacaksınız.Selamlar…Dürdane ELHAN
Teşekkür ederim. Beni de çalışmalarınızda andığınız için. Kolay gelsin. Başarılar.
Müyesser SAKA
Merhaba Dürdane ve Müyesser Hocam, ben sizleri her zaman anıyorum.Sizlere (Dürdane ELHAN; Müyesser SAKA,G.Veli KİŞİOĞLU ve Basri KÖSELER ) beni ve projelerimi destekleyen arkamdaki ``Muhteşem Dörtlü`` diye takdim ediyorum.
BKNZ. http://www.hikayeler.net/yazilar/129151/arkamdaki-muhtesem-dortlu-1-
http://www.hikayeler.net/yazilar/129152/arkamdaki-muhtesem-dortlu-2-
Sizleri hiç bir zaman unutmadım, unutmayacağım.
Eğer sizin zamanında yaptığınız çalışmalar olmasaydı ve benim çalışmalarıma destek olmasaydınız ortada ne Necip GÜVEN diye bir ne de eserleri olurdu.Bu bir bayrak yarışı .Bir süre daha çalışıp bu projeleri gençlere emanet edecek duruma geldiğim zaman da ben de sizin bana yaptığınız gibi ``Haydi gençler ben nöbetimi tamamladım artık bu emaneti size gönül rahatlığı içinde emanet edebilirim.Size inanıyorum ve güveniyorum.Beni ve projelerimi aşan çalışmalar yapacağınıza da inanıyorum.Haydi bayrağı teslim alın diyeceğim.``
Ben bu projeleri sıfırdan başlayıp buralara getirmedim ki sizin koyduğunuz tuğlaların üstüne ben de sizin verdiğiniz destekten cesaret alarak yeni tuğlalar koydum.Hepsi bu kadar.
Ellerinizden öperim. Size ve ailenize sağlıklı ve mutlu yaşamlar dilerim.
Öğrenciniz Necip GÜVEN
Etiketler:
anadolu,
anneler,
bayrama saklayın,
çaresizce bakmayın,
dürdane elhan,
gözyaşlarınızı tutun,
kabus,
kartallar,
kümes,
müyesser saka,
necip güven,
sesleniş,
zindan,
zirve
Matematik Karşısında Neden Bocalıyoruz 3 ?
Yazımızın 2.Bölümünde 3.Bölümde Adanalı anne ile yazışmalarımızı ve sonucunu paylaşacağımızı söylemiştim ama sizlerden tekrar özür dileyerek neden bunu 4.bölüme bıraktığımızı açıklayayım.
2.Bölümde bahsettiğim gibi daha önce kitabımı da almış Adanalı bir anne 6.sınıfa giden kızı için benden yardım istemişti.Annenin anlattığına göre kızı ders yönünden bilhassa matematikten çok berbattı.6.Sınıfa gelmiş ama çarpım tablosunu bile hala öğrenememişti.
Durumu bir maille paylaştığım Ankaralı bir anne aşağıdaki cevabı vererek televizyondaki kadın programları gibi şov yapmaya çalıştığımı düşünüyordu. Ama durum hiç te onun zannettiği gibi değildi.Çünkü ben 1996Yılından bu yana zorluklar karşısında yılmayan, sözlüğünde ‘’OLMAZ’’ kelimesi bulunmayan gerçek bir eğitimcinin öğrencisiydim.
Adanalı anne benden yalnız bir kızı için yardım istemişti.Fakat benim mücadele timsali ve örnek rehberim Dürdane ELHAN Hocam bu durumu yıllar önce 35 öğrencilik bir sınıfta hem de öğretmenliğinin ilk yılında yaşamıştı.
Dürdane Hocam yeni göreve başlamış genç bir öğretmene kurulmuş tuzağı nasıl fırsata çevirdiğini biliyordum.Evet, evet tuzak dedim.Okuyunca siz de güya tecrübeli öğretmenlerin ve okul müdürünün beraber bir genç öğretmene oynamaya kalktığı oyuna şahit olacaksınız.Ben bir eğitimci olarak oynanan oyuna en hafif ifade ile tuzak dedim.Bakalım siz okuyunca ne diyeceksiniz.
Şimdi önce benim bu anneye yardım edelim çağrıma cevap veren annenin yazısını daha sonra da Dürdane ELHAN Hocamın ibretlik olayını ve kahramanlık hikayesini, ardından da yakın arkadaşım ve dostum Hikmet KÜÇÜK Hocamın başından geçen küçük anekdotu okuyalım.
Kusura bakmayın dostlar Adanalı anneyle olan yazışmalarımı bu bölüme almadım ama
benim gerçek ustam Dürdane Hanımın yazısını okuyunca öğrencisi Necip GÜVEN’in başından geçen olayın sonucunu zaten kolaylıkla tahmin edeceksiniz.4.Bölümde ise sonucunu bildiğiniz bir filmin detaylarını izlemiş olacaksınız.
ANKARALI ANNE ‘’Necip Bey, lütfen kusuruma bakmayın ama bu "Bir annenin feryadı !" başlıklı yazı karşısında ağlasam mı gülsem mi bilemedim. Siz çocukların dört işlemden başlayarak matematiği sevmelerini sağlamak amacıyla velilere yol gösterecek bir matematik kitabı mı yazmayı istiyorsunuz, yoksa içinde bol acıtasyon olan ve sabahları tüm kanallarda rastladığımız türden bir kadın programı çekmek mi? Nedir bu "gözyaşları içinde bana hissettiklerinizi yazın, birlikte gözyaşları içinde okuyalım. Ama sonunda göreceksiniz dinecek bu yaşlar, feryatlar...vs".
Sizin iyi niyetinizden ve çocuklara duyduğunuz sevgiden hiç şüphem yok, ama daha önce olduğu gibi bir kez daha dostane bir tavsiyede bulunmak isterim.Lütfen çalışmalarınızı bilimsel ve akademik konularda yoğunlaştırın. Bu güne dek gönderdiğiniz yazılarda gerçek matematiği bulmak çok zor. Birileri size ne yazmış, siz onlara ne demişsiniz gibi bilgiler aklı başında anne babaların ve eğitimcilerin hiç birinin ilgisini çekmez. Siz, yazılarınızda insanlara" çocuğunuza matematiği sevdirmeniz mümkün", "bu konuda size yardım edebilirim" mesajlarını çok güçlü veriyorsunuz ama "nasıl?" sorusunun cevabı eksik kalıyor. Size bilimsel ve akademik çalışmalarınıza ağırlık verin derken demek istediğim asıl şey, işte bu "nasıl?" sorusunun cevabını insanlara güven verici bir şekilde aktarabilmeniz içindir.’’
HABABAM SINIFI (Eğitim Uzmanı Dürdane ELHAN)
Elazığ Kız öğretmen okulundan dereceyle mezun olmuş, heyecan duyduğum öğretmenliğe biran önce başlayabilmek için acele ediyordum. Okulların açılma arifesinde kalp hastası olan babamı aniden kaybettim. Büyük bir üzüntü içinde kalmış çok sevdiğim mesleğime ancak bir hafta sonra Turhal Tokat Atatürk İlkokulunda göreve başlayabilmiştim.
Okul müdürü okutacağım sınıfa kadar beni götürdüğünde içeride hababam sınıfından beter karmakarışık bir grupla karşılaştım .. Sınıfa tanıtıldıktan sonra okul müdürü gitmiş ben tek başıma öğrenciler ile baş başa kalmıştım.
Onları daha yakından tanıyabilmek için isimlerini tek tek okuyarak, kısa sorular sormaya başladım. Fakat sorularıma çoğunlukla cevap alamayışım beni tedirgin etti. Küçük afacanlar benimle oyun mu oynamaya başlamışlardı? Gerçi bazı çocukların yaşlarının büyük olduğu görünümlerinden belli oluyordu.
İsim okumayı bırakarak” Bu yıl okula yeni gelen çocuk kaç tane, elini kaldırsın” dedim. Sadece beş tane el kalktı.
Sorum anlaşılmamış mıydı acaba? Tekrarladım sorumu. Sonuç değişmedi.
Bu kez iki yıldır okula gelenler kimler dediğimde on bir, el kalktı.
Üç yıldır okula gelenler? Sekiz,..
Dört yıldır okula gelenler altı, beş yıldır okula gelenler dediğimde de beş kişi elini kaldırdı.
Dershane adeta başıma yıkılmış enkazın altında kalmış gibi zor nefes alıyordum. Otuz beş örgencinin sadece beşi bu sene kayıt olmuştu.
Okula bir hafta geç başlamam, birinci sınıfı okutan diğer öğretmenlerce fırsat sayılarak tüm sınıfta kalanlar bana ayrılan şubede toplanmıştı.(O zamanlar sınıfında başarılı olamayan öğrenciler tekrar tekrar aynı sınıfa devam edebiliyorlardı.)
Beynimde çakan şimşeklerle kendimi müdür odasında buldum. Durumu açıkladığımda müdür bey sınıf listelerinin sabitleştiği yapılacak bir şeyin olmadığı soğuk bir ifadeyle belirtildi ..
Ne yapacaktım? Öğretmen okulundan derece ile mezun olan ben, böyle bir sınıfta başarılı olamayacak mıydım?.Tecrübesizdim ve acılıydım, koskoca bir ilçede yapayalnızdım. Beni dinleyecek ne bir dostum ne bir arkadaşım vardı. Her şey yabancı, soğuk ve acımasızdı. Öğrenemeyen çocuk yok, yeterince zaman ve emek verilmeyen öğrenci var tezini daha önceden kabullenmiştim.
Bu düşüncenin beynimdeki ablukası bu çocuklar için ne yapabilirim sorusunu sürekli bana düşündürmeye başladı. Okul çift öğretim yapıyordu. Benim öğrencilerim sabah gelip öğlede eve gidiyorlardı. Ne yapıp edip öğretim süresini uzatmalıydım. Bu düşüncemi okul müdürü ile paylaştığımda okulda küçük bir harita odasından başka yer olmadığını söyledi. Hemen o odayı temizletip, birkaç sıra koydurarak eski bir yazı tahtasının da ilavesi ile dershane şekline soktum. Bir taraftan da veli toplantısı yaparak düşüncelerimi velilere açıklayıp onaylarını aldım. Sabahtan başlayarak tüm çocuklarla akşama kadar öğretim yapacaktım.
Sabahları tüm sınıfla eğitim öğretim yapıyor, o günkü çalışmaları kavrayamayan öğrencileri ayırıp öğleden sonra harita odasında öğrenime devam ediyor geceleri geç vakte kadar meslek kitapları okuyarak zorlandığım sorunlarıma cevap bulmaya çalışıyordum. Sıkı bir çalışmayla , olumlu sonuç alacağımdan emindim. Bu arada sadece okuma yazma öğretmek değil, çocuklarla birtakım sosyal faaliyetlere de yer veriyordum .. Ne olursa olsun bu çocuklar okuma yazmayı öğrenmeli cehaletle savaşabilecekleri ilk adımlarını atmalılardı.
Yıl sonu geldiğinde %88 öğrenci okuma yazma öğrenmiş, müfettişten övgü dolu bir rapor almıştım. Okuldaki bölge kitaplığında da sağa sola atılmış tozlanmış birçok kitabı Dewey sistemine göre düzenleyerek kitaplığa işlerlik kazandırdığım için validen takdir belgesi ile ödüllendirildim.
Alınan sonuçtan memnundum. Ancak benim stajyerlik sınavları için bir başka okulda jüri önünde ders vermem gerektiği için okulumdan birkaç gün ayrılmam gerekti. İkinci gün akşam üzeri pencereden baktığımda okul kapısında bir kargaşa olduğunu gördüm..Derse gitmeyince öğrencilerim beni aramış ve bir başka okulda olduğumu öğrendikleri için toptan bulunduğum okulun kapısına dikilmişlerdi. Öğretmenlerini istiyorlardı. Eğer öğretmenleri burada kalacaksa onlarda bu okulda devam edeceklerdi. Duygulanmıştım..Göz yaşları içinde çevremi sarmış ağlaşıyorlardı.
Gerçekten çocuğu severek içtenlikle öğretmenlik yapanların ödülü buydu işte.Otuz sekiz yıldır isimleri sınıfları değişen farklı çocuklar ve gençlerle beraber çalışmaktan keyif alıyor,onları çok seviyor eğitim öğretimlerine katkı yapabildiğimde mutluluk duyuyorum..
(*)Dürdane ELHAN Psikolojik Danışman-Eğitim Uzmanı
GÖRDÜKLERİM KARŞISINDA ŞOK OLDUM !
Bir sebeple İnternet kafeye işim düşmüştü. Bir ara yan masadan, ”İyi günler hocam !” diye biri seslendi. Okulumuzun kaynaştırma sınıfı öğrencilerinden biriydi. Kolay gelsin oğlum dedim. Bilgisayarda oyun oynuyordu. Oynadığı oyuna göz attığımda benim de bildiğim ilerlemeli bir oyun oynadığına şahit oldum.
Belli etmeden takibe koyuldum.Teker teker yapılması gerekenleri yapıyor, bölümlerdeki problemler neyse çözüyordu. Aramızdaki bir çok yetişkinin başaramayacağı bir şekilde oyun oynuyordu.
Okul dışından birisinin, o öğrencinin kaynaştırma öğrencisi olduğunu bilmesine imkân yoktu. Ama ya aile ya okul ya eğitim sistemi ya da toplum, kendinden suçu atmış, o kişinin var olan yeteneklerini değil kendisinde olmayanları öne çıkarmış ve sen kaynaştırmasın diyerek, suçluyu bulmuştu!
Hikmet Küçük / Eskişehir Ziya Gökalp İ.Ö.O Md. Yrd./22 Nisan 2008
2.Bölümde bahsettiğim gibi daha önce kitabımı da almış Adanalı bir anne 6.sınıfa giden kızı için benden yardım istemişti.Annenin anlattığına göre kızı ders yönünden bilhassa matematikten çok berbattı.6.Sınıfa gelmiş ama çarpım tablosunu bile hala öğrenememişti.
Durumu bir maille paylaştığım Ankaralı bir anne aşağıdaki cevabı vererek televizyondaki kadın programları gibi şov yapmaya çalıştığımı düşünüyordu. Ama durum hiç te onun zannettiği gibi değildi.Çünkü ben 1996Yılından bu yana zorluklar karşısında yılmayan, sözlüğünde ‘’OLMAZ’’ kelimesi bulunmayan gerçek bir eğitimcinin öğrencisiydim.
Adanalı anne benden yalnız bir kızı için yardım istemişti.Fakat benim mücadele timsali ve örnek rehberim Dürdane ELHAN Hocam bu durumu yıllar önce 35 öğrencilik bir sınıfta hem de öğretmenliğinin ilk yılında yaşamıştı.
Dürdane Hocam yeni göreve başlamış genç bir öğretmene kurulmuş tuzağı nasıl fırsata çevirdiğini biliyordum.Evet, evet tuzak dedim.Okuyunca siz de güya tecrübeli öğretmenlerin ve okul müdürünün beraber bir genç öğretmene oynamaya kalktığı oyuna şahit olacaksınız.Ben bir eğitimci olarak oynanan oyuna en hafif ifade ile tuzak dedim.Bakalım siz okuyunca ne diyeceksiniz.
Şimdi önce benim bu anneye yardım edelim çağrıma cevap veren annenin yazısını daha sonra da Dürdane ELHAN Hocamın ibretlik olayını ve kahramanlık hikayesini, ardından da yakın arkadaşım ve dostum Hikmet KÜÇÜK Hocamın başından geçen küçük anekdotu okuyalım.
Kusura bakmayın dostlar Adanalı anneyle olan yazışmalarımı bu bölüme almadım ama
benim gerçek ustam Dürdane Hanımın yazısını okuyunca öğrencisi Necip GÜVEN’in başından geçen olayın sonucunu zaten kolaylıkla tahmin edeceksiniz.4.Bölümde ise sonucunu bildiğiniz bir filmin detaylarını izlemiş olacaksınız.
ANKARALI ANNE ‘’Necip Bey, lütfen kusuruma bakmayın ama bu "Bir annenin feryadı !" başlıklı yazı karşısında ağlasam mı gülsem mi bilemedim. Siz çocukların dört işlemden başlayarak matematiği sevmelerini sağlamak amacıyla velilere yol gösterecek bir matematik kitabı mı yazmayı istiyorsunuz, yoksa içinde bol acıtasyon olan ve sabahları tüm kanallarda rastladığımız türden bir kadın programı çekmek mi? Nedir bu "gözyaşları içinde bana hissettiklerinizi yazın, birlikte gözyaşları içinde okuyalım. Ama sonunda göreceksiniz dinecek bu yaşlar, feryatlar...vs".
Sizin iyi niyetinizden ve çocuklara duyduğunuz sevgiden hiç şüphem yok, ama daha önce olduğu gibi bir kez daha dostane bir tavsiyede bulunmak isterim.Lütfen çalışmalarınızı bilimsel ve akademik konularda yoğunlaştırın. Bu güne dek gönderdiğiniz yazılarda gerçek matematiği bulmak çok zor. Birileri size ne yazmış, siz onlara ne demişsiniz gibi bilgiler aklı başında anne babaların ve eğitimcilerin hiç birinin ilgisini çekmez. Siz, yazılarınızda insanlara" çocuğunuza matematiği sevdirmeniz mümkün", "bu konuda size yardım edebilirim" mesajlarını çok güçlü veriyorsunuz ama "nasıl?" sorusunun cevabı eksik kalıyor. Size bilimsel ve akademik çalışmalarınıza ağırlık verin derken demek istediğim asıl şey, işte bu "nasıl?" sorusunun cevabını insanlara güven verici bir şekilde aktarabilmeniz içindir.’’
HABABAM SINIFI (Eğitim Uzmanı Dürdane ELHAN)
Elazığ Kız öğretmen okulundan dereceyle mezun olmuş, heyecan duyduğum öğretmenliğe biran önce başlayabilmek için acele ediyordum. Okulların açılma arifesinde kalp hastası olan babamı aniden kaybettim. Büyük bir üzüntü içinde kalmış çok sevdiğim mesleğime ancak bir hafta sonra Turhal Tokat Atatürk İlkokulunda göreve başlayabilmiştim.
Okul müdürü okutacağım sınıfa kadar beni götürdüğünde içeride hababam sınıfından beter karmakarışık bir grupla karşılaştım .. Sınıfa tanıtıldıktan sonra okul müdürü gitmiş ben tek başıma öğrenciler ile baş başa kalmıştım.
Onları daha yakından tanıyabilmek için isimlerini tek tek okuyarak, kısa sorular sormaya başladım. Fakat sorularıma çoğunlukla cevap alamayışım beni tedirgin etti. Küçük afacanlar benimle oyun mu oynamaya başlamışlardı? Gerçi bazı çocukların yaşlarının büyük olduğu görünümlerinden belli oluyordu.
İsim okumayı bırakarak” Bu yıl okula yeni gelen çocuk kaç tane, elini kaldırsın” dedim. Sadece beş tane el kalktı.
Sorum anlaşılmamış mıydı acaba? Tekrarladım sorumu. Sonuç değişmedi.
Bu kez iki yıldır okula gelenler kimler dediğimde on bir, el kalktı.
Üç yıldır okula gelenler? Sekiz,..
Dört yıldır okula gelenler altı, beş yıldır okula gelenler dediğimde de beş kişi elini kaldırdı.
Dershane adeta başıma yıkılmış enkazın altında kalmış gibi zor nefes alıyordum. Otuz beş örgencinin sadece beşi bu sene kayıt olmuştu.
Okula bir hafta geç başlamam, birinci sınıfı okutan diğer öğretmenlerce fırsat sayılarak tüm sınıfta kalanlar bana ayrılan şubede toplanmıştı.(O zamanlar sınıfında başarılı olamayan öğrenciler tekrar tekrar aynı sınıfa devam edebiliyorlardı.)
Beynimde çakan şimşeklerle kendimi müdür odasında buldum. Durumu açıkladığımda müdür bey sınıf listelerinin sabitleştiği yapılacak bir şeyin olmadığı soğuk bir ifadeyle belirtildi ..
Ne yapacaktım? Öğretmen okulundan derece ile mezun olan ben, böyle bir sınıfta başarılı olamayacak mıydım?.Tecrübesizdim ve acılıydım, koskoca bir ilçede yapayalnızdım. Beni dinleyecek ne bir dostum ne bir arkadaşım vardı. Her şey yabancı, soğuk ve acımasızdı. Öğrenemeyen çocuk yok, yeterince zaman ve emek verilmeyen öğrenci var tezini daha önceden kabullenmiştim.
Bu düşüncenin beynimdeki ablukası bu çocuklar için ne yapabilirim sorusunu sürekli bana düşündürmeye başladı. Okul çift öğretim yapıyordu. Benim öğrencilerim sabah gelip öğlede eve gidiyorlardı. Ne yapıp edip öğretim süresini uzatmalıydım. Bu düşüncemi okul müdürü ile paylaştığımda okulda küçük bir harita odasından başka yer olmadığını söyledi. Hemen o odayı temizletip, birkaç sıra koydurarak eski bir yazı tahtasının da ilavesi ile dershane şekline soktum. Bir taraftan da veli toplantısı yaparak düşüncelerimi velilere açıklayıp onaylarını aldım. Sabahtan başlayarak tüm çocuklarla akşama kadar öğretim yapacaktım.
Sabahları tüm sınıfla eğitim öğretim yapıyor, o günkü çalışmaları kavrayamayan öğrencileri ayırıp öğleden sonra harita odasında öğrenime devam ediyor geceleri geç vakte kadar meslek kitapları okuyarak zorlandığım sorunlarıma cevap bulmaya çalışıyordum. Sıkı bir çalışmayla , olumlu sonuç alacağımdan emindim. Bu arada sadece okuma yazma öğretmek değil, çocuklarla birtakım sosyal faaliyetlere de yer veriyordum .. Ne olursa olsun bu çocuklar okuma yazmayı öğrenmeli cehaletle savaşabilecekleri ilk adımlarını atmalılardı.
Yıl sonu geldiğinde %88 öğrenci okuma yazma öğrenmiş, müfettişten övgü dolu bir rapor almıştım. Okuldaki bölge kitaplığında da sağa sola atılmış tozlanmış birçok kitabı Dewey sistemine göre düzenleyerek kitaplığa işlerlik kazandırdığım için validen takdir belgesi ile ödüllendirildim.
Alınan sonuçtan memnundum. Ancak benim stajyerlik sınavları için bir başka okulda jüri önünde ders vermem gerektiği için okulumdan birkaç gün ayrılmam gerekti. İkinci gün akşam üzeri pencereden baktığımda okul kapısında bir kargaşa olduğunu gördüm..Derse gitmeyince öğrencilerim beni aramış ve bir başka okulda olduğumu öğrendikleri için toptan bulunduğum okulun kapısına dikilmişlerdi. Öğretmenlerini istiyorlardı. Eğer öğretmenleri burada kalacaksa onlarda bu okulda devam edeceklerdi. Duygulanmıştım..Göz yaşları içinde çevremi sarmış ağlaşıyorlardı.
Gerçekten çocuğu severek içtenlikle öğretmenlik yapanların ödülü buydu işte.Otuz sekiz yıldır isimleri sınıfları değişen farklı çocuklar ve gençlerle beraber çalışmaktan keyif alıyor,onları çok seviyor eğitim öğretimlerine katkı yapabildiğimde mutluluk duyuyorum..
(*)Dürdane ELHAN Psikolojik Danışman-Eğitim Uzmanı
GÖRDÜKLERİM KARŞISINDA ŞOK OLDUM !
Bir sebeple İnternet kafeye işim düşmüştü. Bir ara yan masadan, ”İyi günler hocam !” diye biri seslendi. Okulumuzun kaynaştırma sınıfı öğrencilerinden biriydi. Kolay gelsin oğlum dedim. Bilgisayarda oyun oynuyordu. Oynadığı oyuna göz attığımda benim de bildiğim ilerlemeli bir oyun oynadığına şahit oldum.
Belli etmeden takibe koyuldum.Teker teker yapılması gerekenleri yapıyor, bölümlerdeki problemler neyse çözüyordu. Aramızdaki bir çok yetişkinin başaramayacağı bir şekilde oyun oynuyordu.
Okul dışından birisinin, o öğrencinin kaynaştırma öğrencisi olduğunu bilmesine imkân yoktu. Ama ya aile ya okul ya eğitim sistemi ya da toplum, kendinden suçu atmış, o kişinin var olan yeteneklerini değil kendisinde olmayanları öne çıkarmış ve sen kaynaştırmasın diyerek, suçluyu bulmuştu!
Hikmet Küçük / Eskişehir Ziya Gökalp İ.Ö.O Md. Yrd./22 Nisan 2008
Etiketler:
çarpım tablosu,
dürdane elhan,
eğitimci,
fırsat,
hikmet küçük,
kadın programları,
kahramanlık,
necip güven,
öğrenci,
şov yapmak,
tavsiye,
televizyon,
tuzak,
yardım
26 Haziran 2010 Cumartesi
Matematik Karşısında Neden Bocalıyoruz 2 ?
Barut hikâyesini anlattıktan sonra beni sorgulamaya başladılar.İlk soruları ‘’Sorunların ana çözümleri olan BARUTU buldun mu BARUTU ? oldu.Ben de ‘’Evet, buldum’’ deyince ‘’Şimdi BARUT meselesini daha sonra açıklarsın ama bizim merak ettiğim ve öğrenmek istediğimiz bazı konular var.’’ Deyince ben de ‘’Sorun bakalım bildiklerimi cevaplayayım.‘’ dedim.
Önce kafamıza takılan açılım konusu var.Bir açılım modası aldı başını gidiyor sen de ‘’Matematikte Ve Eğitimde Çözüm: Anadolu Açılımı’’ diyerek modaya mı uydun?
--Efendim, daha ortalarda açılımın ‘’a’’ sı yokken ben bilhassa son 2-3 yıldır matematik sorunu ‘’Mimar Sinan, Mevlana,Yunus ve Nasrettin Hoca’’ felsefesiyle çözülür diye sitemde yazdım,seminerlerimde uygulamalı olarak felsefenin detaylarını açıkladım ve uyguladım.
--Madem açıkladığın açılımın ayakları bizim yaşam felsefemize dayanıyor.Öyleyse bizim yaşam felsefemize nasıl ulaştın?
--Efendim bu uzun hikaye ama size ben olayı kısaca özetleyeyim.7 Mayıs 1999 tarihi benim hayatımda bir sayfayı kapatıp yeni bir sayfa açtığım tarihti.O tarihten sonra yoğun bir araştırma yapmaya ve kitap okumaya başladım.Başlarda bu kitapların büyük çoğunluğu batı kaynaklı kitaplardı.Bu kitaplarda çok farklı bilgilere ulaşmıştım.Bazı bilgiler bizim kültürümüze ters gelse de bazı fikirler sanki bana yabancı değilmiş gibi gelmeye başladı.Sonraları benim jeton birden düştü.
--Ne o, sen hala jetonlu telefon mu kullanıyorsun?
--Efendim, lafın gelişi öyle söyledim.Zaten Nasrettin Hocamızı biraz geçte olsa keşfettikten sonra benim de mizah duygum hayli gelişti.
-- Hocamızı kaç yaşında keşfettin ?
-- 50 Yaşında efendim.
-- Maşallah,maşallah bayağı erken keşfetmişin.
-- Efendim ben gene de buna şükrediyorum, bir de hiç keşfedemeseydim topluma matematiği anlatacağım ve sevdireceğim diye göbeği çatlayacaktı.Zaten hocamızı keşfedinceye kadar göbeğim bayağı çatladı da !
-Sen devam et anlatmaya.
--Efendim anlatacak fazla bir şey de yok.Kotu biz üretiyoruz ama onlar sadece üzerine marka vuruyorlar.Bizim de batıya hayran hayran ‘’Üstadım, adamlar yaptı mı yapıyorlar yani’’ diye anlatıp duruyoruz.Biz de bu özgüven eksikliği ve marka düşkünlüğü oldukça da bu yollardan daha çok gideriz.
--Sonunda bizi geç te olsa keşfettiğin ama bizlerden aldığın ilhamı yani ‘’Anadolu Açılımı’’ nı ana hatları ile açıklar mısın ?
Efendim önce ‘’Anadolu Açılım Felsefemiz’’ olarak Mimar Sinan deyince ne anladığımı ve anlatmak istediğimi açıklayayım.Öğretenlikte ilk görev yerim olan Mardin-Midyat’ta göreve başladığımda yakın köyde görev yapan Sivaslı Öğretmen arkadaşım Erdoğan Bey, stajyerlik işlemleri için Midyat’a bir kula gittiğinde emekliliği gelmiş bir tecrübeli öğretmen bahçede dolaşırken Erdoğan Hocam’a bir ara ‘’Erdoğan Hocam, tam öğretmenliği yeni yeni öğrenmeye başlamıştım ama öğrenemeden emekliliğim geldi.’’ demiş.
Görev yaptığım yıllar içinde bu sözü hiç unutmadım ve ben de projelerimi daha rahata hayata geçirebilmek için mecburen emekli olurken ağzımdan aynı sözler döküldü.’’Tam öğretmenliği yeni yeni öğrenmeye başlamışken emekli oldum.Öğretmenliğimin 15 yılını tamamen arayış içinde geçirdim.Son 10 yılında yavaş yavaş ısınmaya başlamışken mecburen oyundan çıktım.Öğretmenlik eğitimi aldığımız 2 yıl içinde bize öğretmenliğin sevgiyle başladığını öğretmeyen, bir kısım öğrencilerinin diğerleri tarafından tekme tokat dövülüp okuldan atıldığı zaman bu duruma ses çıkarmayan sözde hocalarıma hakkımı helal etmedim, etmiyorum, etmeyeceğim.
Benim, pırıl pırıl 15 yılımı, yıllarımı çaldılar, öğrencilerimin , anne-babalarının haklarını yediler.’’Necip GÜVEN emekli oldu , birkaç yıl daha mücadele eder ve sonunda pes eder .’’ diye düşünenler yanıldıklarını çok yakında daha iyi anlayacaklar.Ben artık öğrencisini bile korumaktan acizlerin değil ‘’Öğrendiklerimi toplumumla paylaşmayıp mezara mı götüreceğim diyen Dürdane ELHAN’ların , Müyesser SAKA’ların öğrencisiyim.Ben ustalık eserim dediği ‘’Selimiye Camii’’ni 80 yaşında yapan Mimar Sinan’ın öğrencisiyim.Anadolu Açılımı’ında Mimar Sinan deyince ben kendini devamlı geliştiren , yenileyen , gelişimi durmayan insan modelini düşünüyorum ve eğer Mimar Sinan biraz daha yaşasaydı ve yeni bir camii yapsaydı eminim ki o camii de Selimiye Camii’den en az bir gömlek önde olacaktı.
Gelelim Yunus’u neden Anadolu Açılımı’nda baş köşesine koyduğuma.Yunus bana gönüllere giren eğitim-öğretim anahtarının sevgi olduğunu öğretti.İçinde sevgi olmayan bilgi ancak modern hırsız, modern cani,modern köle yetiştirir.Sevgini ise doğal ortamda cani olması gerekenleri bile kazanma gücü vardır.Bu durumu tüm çıplaklığı ile ortaya koyan biri A.Erkan KAVAKLI’nın naklettiği , biri de benim başımdan geçen iki yazı ve olayla pekiştireceğim.
( * )Çocuklar çiçektir, onları sevin.Sevgi güç kaynağıdır. Sevgi ışığının aydınlatamayacağı kalp dehlizi yoktur. Eğitimde en etkili metot, severek eğitmektir.
Annelerin, çocuklar üzerinde daha etkili olmalarının sebebi, onları daha çok sevmeleridir. Bir çok ünlü kişi, en etkili öğretmenlerinin anneleri olduğunu söylemiştir.
Amerika’da bir enstitü, varoş çocukları üzerinde bir araştırma yapmış. Amerika’ya göç eden ve şehirlerin kenar semtlerine yerleşen 200 çocuk üzerinde araştırma yapan enstitünün amacı, bu kültürsüz semt çocuklarının, ileri teknoloji ülkesi Amerika’ya entegre olup olamayacaklarını ölçmektir.
Çocukların IQ’leri ölçülmüş, kültürleri test edilmiş, ailelerin kültür seviyeleri araştırılmış. Uzun araştırmaların sonunda toplanan verilen değerlendirilmiş. Elde edilen sonuç, araştırmacıları yanıltmamış. Sonuç şu:’’ Hiç şansları yok.”
Aradan 20-25 sene gibi bir zaman geçmiş. Enstitüde araştırmayı yapan müdür emekli olmuş. Yeni müdür, enstitüyü devralmış, aldığı evrakları incelerken 200 varoş çocuğu üzerinde yapılan araştırma dosyasını da bulmuş.Acaba bu varoş çocukları ne olmuştur, diye merak etmiş. Yeniden araştırmaya girişmiş. 200 çocuktan 180’ine ulaşmış. Sonuç oldukça şaşırtıcı çıkmış.176 çocuk; doktor, mühendis, iş adamı olmuş.
Yeni müdür oldukça şaşırmış. Bir dizi yeni soru hazırlayıp varoş çocuklarının nasıl başarılı olduklarını öğrenme yolunu tutmuş. Başarılı iş adamı, mühendis ve doktorlar, başarılarını açıklayan birçok şey söylemişler; fakat hepsinin vurguladığı ortak bir cümle varmış. Şöyle demişler: “Bizim harika bir öğretmenimiz vardı.”
Araştırma öğretmene kadar uzamış. Öğretmeni bulmuşlar. İhtiyar ve ölümünü bekleyen bir pîri fani ile karşılaşmışlar. Ona başarısının sırrını sormuşlar. Cevap olarak: “Ben onları sevdim.” demiş.
Seven insan fedakâr olur ve sevdikleri için akıl almaz fedakârlıklar yapar. Bayan Christina da çok fedakâr davranmış. Çocuklara bütün kalbini ve gönlünü açmış. Elinden gelenin en iyisini yapmış.Onlara mutlaka birer hedef seçmelerini söylemiş ve bu hedefe odaklanmalarını sağlamış.
İlk hafta, meselâ doktor olmak isteyenlere: “Doktor nasıl olunur?” konulu bir ödev vermiş ve araştırma yapmalarını istemiş.
İkinci hafta: “Doktor olmak için nasıl çalışma yapmak gerekir?” konulu kompozisyon yazınız demiş.
Üçüncü hafta: “Doktorlar nasıl çalışır?” konulu bir çalışma yaptırmış.
Dördüncü hafta: ‘’Doktor neler bilmeli? Hangi kaynakları okumalı?” şeklinde ödev vermiş.
Resim dersinde doktor resmi yapmalarını istemiş. Sonraki resim dersinde doktorun çalışma ortamını resimletmiş. Hastane, hasta, serum takan hemşire vs. resimleri yaptırmış.Böylece çocukların hedeflerine odaklanmasını sağlamış.Hedef belirleme ve hedefe odaklanma sonucu çocuklar başarılı olmuş.Aynı çalışmayı biz de tekrarlayabiliriz.Çocuklarımızı bütün kalbimizle seversek, gerekenden fedakârlığı gösterir, onların hedeflerine odaklanmasını sağlar ve benzeri bir başarıya ulaşabiliriz.Başarılı eğitimin sırları; sevgi, ilgi ve fedakârlıktır. (* ) Ali Erkan KAVAKLI
Başımdan geçen 2.olayı anlatmadan önce 2008 – 2009 Öğretim Yılında öğretmenler gününde ‘’Matematikle Barışıyorum’’ kitabımı alan ve bir özel kuruluşta yönetici olarak görev yapan bir annenin gönderdiği elektronik postaya ve paylaşımına göz atalım.
Necip Bey Merhaba, öğretmenler için söylenecek o kadar güzel sözler varki.. Ancak sizler gibi, bu mesleği özümsemiş ve amacını idrak etmiş olan fedakâr öğretmenleri anlatacak kelimeleri bulmak ise oldukça zor. Bu yüzden, çok hoşuma giden ve öğretmenliğin nedenli önemli bir meslek olduğunu anlatan aşağıdaki yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Öğretmenler gününüzü kutlar, sizin gibi eğitimcilerin çoğalmasını temenni ederim.SaygılarımlaH…. B….
‘’ÖĞRETMENİM
“Öğrenci gözüyle öğretmen” adlı yarışmada birincilik ödülü alan yazı.
Ben bir öğretmen çocuğuyum. İlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu.
Dahası, onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle “Ümmü” ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara da katılmazdı. İçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde “Ümmü” ile oynardı. Ümmü’nün sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma kısa sürede meyvesini verdi.
Ümmü oyunlara bizim çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu. Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına “Ümmü’yü kazandım” diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü’nün yaşantısını alt üst etti.
Soğuk bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü, sobayı yakmak istemiş fakat yakamamış. Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş ve kibriti yakmış. İşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü’yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü’yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da bastırmışlar.
Ev kurtuldu. Fakat Ümmü geçirdiği korku nedeniyle konuşamaz oldu. Gösterildiği doktorlar Ümmü’yü ancak bir şokun konuşturabileceğini söylemişler. Annem Ümmü’yü sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmadı. Sınıfa getiriyor, onunla yine ilgileniyordu.
Aradan iki ay geçti. Annem kalp çarpıntısı geçirerek derste rahatsızlandı. Rengi sararıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Babam bir taksi getirdi, annemi bir battaniye içinde sarsmadan arabaya yerleştiriyorlardı ki; kekeleyen bir ses işitildi. “Öğretmenim ne olur iyi ol, seni çok seviyorum.” Hepimizden önce annem tanıdı sesin sahibini. Ümmü’ydü bu.
Annem kapalı gözlerinin ardından sızan yaşlarla, “Ah ne güzel Allahım . Ümmü de konuştu.” dedi.Ben de Başöğretmen Atatürk’ümün eğitim ordusunda öğretmen olacağım.Ben de bilgisizliğin karanlığına ışık tutacağım. Yurdumun çocuklarına bilgiden taç öreceğim. Öğrencilerimin gönüllerinde yaşayacağım.’’
Bu arada özür diyerek 3 bölümden oluşturmayı düşündüğüm bu yazı serisini size daha faydalı olma amacıyla plan değişikline gittim.Çünkü benden kızı için yardım isteyen bir anne ve kızıyla yazışmalarımızı özetlemek istedim ama daha sonra bu olayı hiç kesmeden olduğu gibi paylaşmamın daha doğru olduğunu düşündüm.
Çünkü annenin bana yazdığı elektronik postayı paylaştığım bir kurumda yöneticilik yapan bir anne benim şov peşinde olduğumu düşünerek aşağıdaki cevabı yazdı.
Bu cevapla bu bölümü bitirelim ve 3.bölümü yönetici anneye göre ümitsiz bir vaka olan Adanalı Anne ve kızı ile yaptığımız mailler sonucunda yaşananlara ayıralım.
‘’Acaba şov peşinde olduğumu düşünen anne haklı çıktı mı ?’’ bunun sonucunu 3.bölümde görelim.
İpucumu …Yok, yok, 3. bölüm yayınlanıncaya kadar meraktan çatlayın.Bu olayın sonucunda yönetici annenin de benim de haklı çıkma şansım % 50.
3.Bölümde buluşmak üzere iyi günler dilerim….
Önce kafamıza takılan açılım konusu var.Bir açılım modası aldı başını gidiyor sen de ‘’Matematikte Ve Eğitimde Çözüm: Anadolu Açılımı’’ diyerek modaya mı uydun?
--Efendim, daha ortalarda açılımın ‘’a’’ sı yokken ben bilhassa son 2-3 yıldır matematik sorunu ‘’Mimar Sinan, Mevlana,Yunus ve Nasrettin Hoca’’ felsefesiyle çözülür diye sitemde yazdım,seminerlerimde uygulamalı olarak felsefenin detaylarını açıkladım ve uyguladım.
--Madem açıkladığın açılımın ayakları bizim yaşam felsefemize dayanıyor.Öyleyse bizim yaşam felsefemize nasıl ulaştın?
--Efendim bu uzun hikaye ama size ben olayı kısaca özetleyeyim.7 Mayıs 1999 tarihi benim hayatımda bir sayfayı kapatıp yeni bir sayfa açtığım tarihti.O tarihten sonra yoğun bir araştırma yapmaya ve kitap okumaya başladım.Başlarda bu kitapların büyük çoğunluğu batı kaynaklı kitaplardı.Bu kitaplarda çok farklı bilgilere ulaşmıştım.Bazı bilgiler bizim kültürümüze ters gelse de bazı fikirler sanki bana yabancı değilmiş gibi gelmeye başladı.Sonraları benim jeton birden düştü.
--Ne o, sen hala jetonlu telefon mu kullanıyorsun?
--Efendim, lafın gelişi öyle söyledim.Zaten Nasrettin Hocamızı biraz geçte olsa keşfettikten sonra benim de mizah duygum hayli gelişti.
-- Hocamızı kaç yaşında keşfettin ?
-- 50 Yaşında efendim.
-- Maşallah,maşallah bayağı erken keşfetmişin.
-- Efendim ben gene de buna şükrediyorum, bir de hiç keşfedemeseydim topluma matematiği anlatacağım ve sevdireceğim diye göbeği çatlayacaktı.Zaten hocamızı keşfedinceye kadar göbeğim bayağı çatladı da !
-Sen devam et anlatmaya.
--Efendim anlatacak fazla bir şey de yok.Kotu biz üretiyoruz ama onlar sadece üzerine marka vuruyorlar.Bizim de batıya hayran hayran ‘’Üstadım, adamlar yaptı mı yapıyorlar yani’’ diye anlatıp duruyoruz.Biz de bu özgüven eksikliği ve marka düşkünlüğü oldukça da bu yollardan daha çok gideriz.
--Sonunda bizi geç te olsa keşfettiğin ama bizlerden aldığın ilhamı yani ‘’Anadolu Açılımı’’ nı ana hatları ile açıklar mısın ?
Efendim önce ‘’Anadolu Açılım Felsefemiz’’ olarak Mimar Sinan deyince ne anladığımı ve anlatmak istediğimi açıklayayım.Öğretenlikte ilk görev yerim olan Mardin-Midyat’ta göreve başladığımda yakın köyde görev yapan Sivaslı Öğretmen arkadaşım Erdoğan Bey, stajyerlik işlemleri için Midyat’a bir kula gittiğinde emekliliği gelmiş bir tecrübeli öğretmen bahçede dolaşırken Erdoğan Hocam’a bir ara ‘’Erdoğan Hocam, tam öğretmenliği yeni yeni öğrenmeye başlamıştım ama öğrenemeden emekliliğim geldi.’’ demiş.
Görev yaptığım yıllar içinde bu sözü hiç unutmadım ve ben de projelerimi daha rahata hayata geçirebilmek için mecburen emekli olurken ağzımdan aynı sözler döküldü.’’Tam öğretmenliği yeni yeni öğrenmeye başlamışken emekli oldum.Öğretmenliğimin 15 yılını tamamen arayış içinde geçirdim.Son 10 yılında yavaş yavaş ısınmaya başlamışken mecburen oyundan çıktım.Öğretmenlik eğitimi aldığımız 2 yıl içinde bize öğretmenliğin sevgiyle başladığını öğretmeyen, bir kısım öğrencilerinin diğerleri tarafından tekme tokat dövülüp okuldan atıldığı zaman bu duruma ses çıkarmayan sözde hocalarıma hakkımı helal etmedim, etmiyorum, etmeyeceğim.
Benim, pırıl pırıl 15 yılımı, yıllarımı çaldılar, öğrencilerimin , anne-babalarının haklarını yediler.’’Necip GÜVEN emekli oldu , birkaç yıl daha mücadele eder ve sonunda pes eder .’’ diye düşünenler yanıldıklarını çok yakında daha iyi anlayacaklar.Ben artık öğrencisini bile korumaktan acizlerin değil ‘’Öğrendiklerimi toplumumla paylaşmayıp mezara mı götüreceğim diyen Dürdane ELHAN’ların , Müyesser SAKA’ların öğrencisiyim.Ben ustalık eserim dediği ‘’Selimiye Camii’’ni 80 yaşında yapan Mimar Sinan’ın öğrencisiyim.Anadolu Açılımı’ında Mimar Sinan deyince ben kendini devamlı geliştiren , yenileyen , gelişimi durmayan insan modelini düşünüyorum ve eğer Mimar Sinan biraz daha yaşasaydı ve yeni bir camii yapsaydı eminim ki o camii de Selimiye Camii’den en az bir gömlek önde olacaktı.
Gelelim Yunus’u neden Anadolu Açılımı’nda baş köşesine koyduğuma.Yunus bana gönüllere giren eğitim-öğretim anahtarının sevgi olduğunu öğretti.İçinde sevgi olmayan bilgi ancak modern hırsız, modern cani,modern köle yetiştirir.Sevgini ise doğal ortamda cani olması gerekenleri bile kazanma gücü vardır.Bu durumu tüm çıplaklığı ile ortaya koyan biri A.Erkan KAVAKLI’nın naklettiği , biri de benim başımdan geçen iki yazı ve olayla pekiştireceğim.
( * )Çocuklar çiçektir, onları sevin.Sevgi güç kaynağıdır. Sevgi ışığının aydınlatamayacağı kalp dehlizi yoktur. Eğitimde en etkili metot, severek eğitmektir.
Annelerin, çocuklar üzerinde daha etkili olmalarının sebebi, onları daha çok sevmeleridir. Bir çok ünlü kişi, en etkili öğretmenlerinin anneleri olduğunu söylemiştir.
Amerika’da bir enstitü, varoş çocukları üzerinde bir araştırma yapmış. Amerika’ya göç eden ve şehirlerin kenar semtlerine yerleşen 200 çocuk üzerinde araştırma yapan enstitünün amacı, bu kültürsüz semt çocuklarının, ileri teknoloji ülkesi Amerika’ya entegre olup olamayacaklarını ölçmektir.
Çocukların IQ’leri ölçülmüş, kültürleri test edilmiş, ailelerin kültür seviyeleri araştırılmış. Uzun araştırmaların sonunda toplanan verilen değerlendirilmiş. Elde edilen sonuç, araştırmacıları yanıltmamış. Sonuç şu:’’ Hiç şansları yok.”
Aradan 20-25 sene gibi bir zaman geçmiş. Enstitüde araştırmayı yapan müdür emekli olmuş. Yeni müdür, enstitüyü devralmış, aldığı evrakları incelerken 200 varoş çocuğu üzerinde yapılan araştırma dosyasını da bulmuş.Acaba bu varoş çocukları ne olmuştur, diye merak etmiş. Yeniden araştırmaya girişmiş. 200 çocuktan 180’ine ulaşmış. Sonuç oldukça şaşırtıcı çıkmış.176 çocuk; doktor, mühendis, iş adamı olmuş.
Yeni müdür oldukça şaşırmış. Bir dizi yeni soru hazırlayıp varoş çocuklarının nasıl başarılı olduklarını öğrenme yolunu tutmuş. Başarılı iş adamı, mühendis ve doktorlar, başarılarını açıklayan birçok şey söylemişler; fakat hepsinin vurguladığı ortak bir cümle varmış. Şöyle demişler: “Bizim harika bir öğretmenimiz vardı.”
Araştırma öğretmene kadar uzamış. Öğretmeni bulmuşlar. İhtiyar ve ölümünü bekleyen bir pîri fani ile karşılaşmışlar. Ona başarısının sırrını sormuşlar. Cevap olarak: “Ben onları sevdim.” demiş.
Seven insan fedakâr olur ve sevdikleri için akıl almaz fedakârlıklar yapar. Bayan Christina da çok fedakâr davranmış. Çocuklara bütün kalbini ve gönlünü açmış. Elinden gelenin en iyisini yapmış.Onlara mutlaka birer hedef seçmelerini söylemiş ve bu hedefe odaklanmalarını sağlamış.
İlk hafta, meselâ doktor olmak isteyenlere: “Doktor nasıl olunur?” konulu bir ödev vermiş ve araştırma yapmalarını istemiş.
İkinci hafta: “Doktor olmak için nasıl çalışma yapmak gerekir?” konulu kompozisyon yazınız demiş.
Üçüncü hafta: “Doktorlar nasıl çalışır?” konulu bir çalışma yaptırmış.
Dördüncü hafta: ‘’Doktor neler bilmeli? Hangi kaynakları okumalı?” şeklinde ödev vermiş.
Resim dersinde doktor resmi yapmalarını istemiş. Sonraki resim dersinde doktorun çalışma ortamını resimletmiş. Hastane, hasta, serum takan hemşire vs. resimleri yaptırmış.Böylece çocukların hedeflerine odaklanmasını sağlamış.Hedef belirleme ve hedefe odaklanma sonucu çocuklar başarılı olmuş.Aynı çalışmayı biz de tekrarlayabiliriz.Çocuklarımızı bütün kalbimizle seversek, gerekenden fedakârlığı gösterir, onların hedeflerine odaklanmasını sağlar ve benzeri bir başarıya ulaşabiliriz.Başarılı eğitimin sırları; sevgi, ilgi ve fedakârlıktır. (* ) Ali Erkan KAVAKLI
Başımdan geçen 2.olayı anlatmadan önce 2008 – 2009 Öğretim Yılında öğretmenler gününde ‘’Matematikle Barışıyorum’’ kitabımı alan ve bir özel kuruluşta yönetici olarak görev yapan bir annenin gönderdiği elektronik postaya ve paylaşımına göz atalım.
Necip Bey Merhaba, öğretmenler için söylenecek o kadar güzel sözler varki.. Ancak sizler gibi, bu mesleği özümsemiş ve amacını idrak etmiş olan fedakâr öğretmenleri anlatacak kelimeleri bulmak ise oldukça zor. Bu yüzden, çok hoşuma giden ve öğretmenliğin nedenli önemli bir meslek olduğunu anlatan aşağıdaki yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Öğretmenler gününüzü kutlar, sizin gibi eğitimcilerin çoğalmasını temenni ederim.SaygılarımlaH…. B….
‘’ÖĞRETMENİM
“Öğrenci gözüyle öğretmen” adlı yarışmada birincilik ödülü alan yazı.
Ben bir öğretmen çocuğuyum. İlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu.
Dahası, onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle “Ümmü” ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara da katılmazdı. İçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde “Ümmü” ile oynardı. Ümmü’nün sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma kısa sürede meyvesini verdi.
Ümmü oyunlara bizim çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu. Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına “Ümmü’yü kazandım” diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü’nün yaşantısını alt üst etti.
Soğuk bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü, sobayı yakmak istemiş fakat yakamamış. Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş ve kibriti yakmış. İşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü’yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü’yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da bastırmışlar.
Ev kurtuldu. Fakat Ümmü geçirdiği korku nedeniyle konuşamaz oldu. Gösterildiği doktorlar Ümmü’yü ancak bir şokun konuşturabileceğini söylemişler. Annem Ümmü’yü sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmadı. Sınıfa getiriyor, onunla yine ilgileniyordu.
Aradan iki ay geçti. Annem kalp çarpıntısı geçirerek derste rahatsızlandı. Rengi sararıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Babam bir taksi getirdi, annemi bir battaniye içinde sarsmadan arabaya yerleştiriyorlardı ki; kekeleyen bir ses işitildi. “Öğretmenim ne olur iyi ol, seni çok seviyorum.” Hepimizden önce annem tanıdı sesin sahibini. Ümmü’ydü bu.
Annem kapalı gözlerinin ardından sızan yaşlarla, “Ah ne güzel Allahım . Ümmü de konuştu.” dedi.Ben de Başöğretmen Atatürk’ümün eğitim ordusunda öğretmen olacağım.Ben de bilgisizliğin karanlığına ışık tutacağım. Yurdumun çocuklarına bilgiden taç öreceğim. Öğrencilerimin gönüllerinde yaşayacağım.’’
Bu arada özür diyerek 3 bölümden oluşturmayı düşündüğüm bu yazı serisini size daha faydalı olma amacıyla plan değişikline gittim.Çünkü benden kızı için yardım isteyen bir anne ve kızıyla yazışmalarımızı özetlemek istedim ama daha sonra bu olayı hiç kesmeden olduğu gibi paylaşmamın daha doğru olduğunu düşündüm.
Çünkü annenin bana yazdığı elektronik postayı paylaştığım bir kurumda yöneticilik yapan bir anne benim şov peşinde olduğumu düşünerek aşağıdaki cevabı yazdı.
Bu cevapla bu bölümü bitirelim ve 3.bölümü yönetici anneye göre ümitsiz bir vaka olan Adanalı Anne ve kızı ile yaptığımız mailler sonucunda yaşananlara ayıralım.
‘’Acaba şov peşinde olduğumu düşünen anne haklı çıktı mı ?’’ bunun sonucunu 3.bölümde görelim.
İpucumu …Yok, yok, 3. bölüm yayınlanıncaya kadar meraktan çatlayın.Bu olayın sonucunda yönetici annenin de benim de haklı çıkma şansım % 50.
3.Bölümde buluşmak üzere iyi günler dilerim….
Matematik Karşısında Neden Bocalıyoruz 1 ?
Merhaba Dostlar, yıllardır Türk Toplumu olarak matematikten neden başarısız olduğumuz üzerine çok şeyler söylendi ve yazıldı.Şu ülkeden kopya çekildi olmadı.Bu ülkeden kopya çekildi olmadı.Bu konular zor dendi müfredattan çıkarıldı onun yerine yeni konular kondu olmadı. Olmadı,olmadı,olmadı….Gah Türk Toplumunun yüzde kaçı aptal dendi, gah bütün suç modern matematikte dendi, gah öğretmenlerde iş yok dendi.En sonunda ihale ‘’Öğrenciler çalışmıyor!’’ denerek ihale Nasrettin Hoca fıkrasında olduğu gibi öğrencilerin üzerine bırakıldı..
Nasreddin Hoca`nın bir gün caddenin ortasında bir şeyler aradığını gören ahali dayanamayıp sorar;
-Hocam hayırdır, ne arıyorsunuz?
Nasreddin Hoca ise;
-Yüzüğümü kaybettim onu arıyorum, der.
Ahali meraklanarak;
-Caddede mi kaybettiniz? diye sorar.
Nasreddin Hoca ciddiyetini bozmadan cevap verir;
-Yok, kömürlükte kaybettim!
Ahali bunun üzerine yarı kızgın bir ifade ile;
-Hocam oldu mu şimdi? Kömürlükte kaybettiğin yüzüğün burada ne işi var? diye sorar.
Hoca yine ciddi bir ifadeyle her zamanki nükteli cevabını verir;
-Kömürlük çok karanlık, burası ise aydınlık!
İhale niçin öğrencilerin üzerinde kaldı dersiniz ? Çünkü zincirin en zayıf halkası öğrenciler de ondan. Öğrenci değil mi efendim, çalışsın,başarsın dendi.1960-1970’lerin dışa kapalı Türkiye’sinde yapılan yanlışlar bir suretle gizlendi.Çünkü okul sınavlarında değerlendirme standart puan üzerinde değil en çok puan alandan en az puan alana doğru sıralandığı için okul kontenjanları sırlamaya göre öğrenci aldı sorun görülmedi veya görülmek istenmedi.
Ülkemizde yaşanan sorunu ortaya koymak için iki tesbiti bilgilerinize sunuyorum.
1-Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Asker Ali Abiyev, Türkiye`de orta dereceli okullarda verilen matematik eğitiminin yeni baştan ele alınması ve çağın gerekleriyle uyumlu hale getirilmesi gerektiğini, matematik dersinin zeka gelişimine önemli etkide bulunduğuna ve insan yaşamında önemli yer tuttuğuna dikkati çeken Prof. Dr. Abiyev, AA Muhabirine, ``Ama maalesef matematik diye öğretilenlerle gençlerimizin zamanı çalınıyor, zihinsel gelişimleri sekteye uğratılıyor`` diyor..
``Türkiye`de gençlerin matematiği pek sevmediklerine tanık olduğunu`` ifade eden Prof. Dr. Abiyev, şöyle devam etti: ``Gençlerimiz matematiği sevmiyor ve sevmemekte de haklılar. Oysa zeka ve muhakeme yeteneğine dayanan matematik, öğrencilerin en fazla sevdiği ders olmalı. Gençlerimizin matematiği sevmemesinin çeşitli nedenleri var. Öncelikle öğretmenlerimiz yetersiz. Matematik öğretmenleri yeterli bilgiye ve ders anlatma yeteneğine sahip olmalı. Aksi takdirde ders ders olmaktan çıkar, eziyete dönüşür. Gençlerimizin yaşadığı da bu.``
Çürük temel üzerine inşa edilen çok katlı bina yıkılır, sağlam temel üzerine inşa edilmemiş matematikle bir yere varılamaz. Ders verdiğimiz üniversite öğrencilerinin çok zayıf olduklarına tanık oluyoruz. Hani onlara yeniden matematik öğretiyoruz desek fazla abartmış olmayız. Bir bakıma bu gençlerin matematik konusunda hiçbir şey bilmediklerini kabul ederek, derslere başlıyoruz.``
( Yazının tamamı Web: http://www.matematigisevdirenadam.com’dan Matematik Haberleri Bölümü
‘’Üniversitelilerin Matematiği Zayıf ‘’ Başlıklı Yazı )
2-Prf:Dr.Yahya Kemal KAYA’nın Prof.Sabri ÖZBAYDAR’dan aktardığına göre bir Türk dostu İngiliz Prof. ‘’Bakıyorum Türk çocukları başka ülkelerde gördüğüm akranlarından daha zeki şeyler, .Ama merak ediyorum sonra hangi metotları kullanıyorsunuz da bu zeki küçüklerden şu farklı büyükleri elde ediyorsunuz ?’’ diye hayretle soruyor.
Sonra bu büyükler sınıf öğretmeni, matematik öğretmeni olarak eğitim sistemine geri dönüyor, iyi niyetle, fedakarca ,yerine göre deli gibi çalıştıkları halde farkına varmadan öğrencilerin deyim yerindeyse canına okuyorlar…
Ondan sonra da suçu yıkacak birini arıyoruz.Bazıları ‘’Necip Hocam sizin derdiniz birilerini suçlamak mı ?’’ diye sorabilir.Hayır benim derdim kimseleri suçlamak değil çünkü suçlamalar problemi çözseydi bu zamana kadar bu sorunu çözmüş olurduk.Benim derdim çözümlere giden adımları atmak için problemin kaynağının ve çözümün hiç aklınıza gelmeyen yerde olduğuna dikkat çekmek.
Son yıllarda teknoloji alanında yaşanan hızlı değişim matematik alanında yaşadığımız problemin boyutunu tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.Yani deyim yerindeyse ‘’Peruk düştü, kel göründü.’’ Misali…
1-Avrupa ülkeleri ve ABD dâhil gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin üye olduğu OECD`nin her yıl yayımladığı `Education at a Glance` raporunun 2006 versiyonu açıklandı. Raporda, OECD`ye üye ülkelerde 15 yaşındaki öğrenciler arasında yapılan matematik bilgi performansında Finlandiya, Kore ve Hollanda diğer ülkelerindeki ortalamadan daha yüksek başarı sağlarken Türkiye basari sıralamasında sonlarda yer aldı.
2- Türkiye 2006 yılında, 57 ülke arasında, matematikte 43. sırada yer aldı.
Bu iki sonucu ortaya koyup durum tespiti yaptıktan sonra matematik üzerine araştırma ve çalışmalar yapan , yeni projeler geliştirmeye çalışan bir eğitimci olarak klasik yola sapmış olsam ben de iki şey yapabilirdim.
1-Bu sonuçlardan yola çıkarak daha önceleri yapıldığı gibi mazeretler üretip birlerini suçlama.
2-Başarısızlığın nedeni olarak onlarca madde sayma.
Birinci yola sapmayacağım çünkü suçlamalar bize zaman kaybından başka bir şey kazandırmayacak.Aynı zamanda eğitimin birer parçaları olan bizler bir takımız.Başarısızlıklarımız takıma ait bundan sonra kazanacağımız başarılarda takıma ait olacak.
İkinci yol da sapmayacağım çünkü bu maddeleri saymakta sonunda beni taraflardan bazılarını suçlamaya götürecek.Bize lazım olan da suçlama değil çözüm.Çok iyi öğrendiğim bir şey mazeretlerin sayıldığı bir yer çözümlerden uzaklaştığımız yer olacaktır.
Böyle bir durumda tekrar karanlıkta kaybettiği yüzüğünü aydınlıkta arayan Nasrettin Hocamızın durumuna düşeceğiz.Ben diyorum ki tüm taraflar olarak çok değerliyiz ve iyi niyetliyiz.Fakat yaptığım araştırmalar sonucu sürdüğüm izler beni Anadolu’ya ve bu topraklardaki büyük atılımların baş mimarları olan Mevlana ,Yunus,Mimar Sinan ve Nasrettin Hoca’ya ulaştırdı.
Onlara bu durumu anlatıp görüşlerini sordum.Onlar da bana söz birliği etmişcesine ‘’Bizlerden uzaklaştınız o yüzden bu sıkıntıları yaşıyorsunuz.Batı bizlere, siz ise batıya hayransınız.Bize tekrar sarılırsanız ve iyi niyetle yola çıkarsanız bu işi çözersiniz.Ayrıca bir takım olduğunuz halde birbirinizi suçluyorsunuz.Yüzlerce mazeret üretiyorsunuz.’’ dediler.
‘’Çözüm ne ? dedim. Cevaben’’Sorunun ana kaynağını bire indirmek.’’ dediler.
‘’Sorunun ana nedenini siz biliyor musunuz? dedim. ‘’Biliyoruz ama daha iyi anlaşılması halk arasında anlatılan birbirinin benzeri olayı paylaşmak istiyoruz.’’
Anlatın bakalım:
1. Mahmut Selimiye kışlasını denetlemeye gider.Kışladan içeri girer.Her zaman olması gereken ve padişahı selamlamak için atılan 9 pare top atışı olmamıştır.Tabi padişah buna çok kızar ve kışlanın bütün paşalarını toplayarak hesap sorar.Paşalar da sorumlu olarak topçu çavuşunu çağırırlar.Padişah topçu çavuşuna sorar:
`Neden top atışı yapılmadı?`
Çavuş cevap verir:
`Efendim tam 18 tane sebebi var.`
Padişah:
`Say bakalım.`
Çavuş:
`1-Barut yok..`
Padişah hemen araya girer:
`Tamam gerisini sayma.`
2-Napolyon, savaşın kaybından sonra, General`ine sormuş; "Neden yenildik?.."
General cevap vermiş; "98 tane sebep var!.."
"Say" demiş, Napolyon ve General saymaya başlamış; "Bir; barut bitti, iki "
Napolyon, General`in sözünü kesmiş; "Gerisini sayma, barutu biten ordu savaş kazanamaz!.."
Nasreddin Hoca`nın bir gün caddenin ortasında bir şeyler aradığını gören ahali dayanamayıp sorar;
-Hocam hayırdır, ne arıyorsunuz?
Nasreddin Hoca ise;
-Yüzüğümü kaybettim onu arıyorum, der.
Ahali meraklanarak;
-Caddede mi kaybettiniz? diye sorar.
Nasreddin Hoca ciddiyetini bozmadan cevap verir;
-Yok, kömürlükte kaybettim!
Ahali bunun üzerine yarı kızgın bir ifade ile;
-Hocam oldu mu şimdi? Kömürlükte kaybettiğin yüzüğün burada ne işi var? diye sorar.
Hoca yine ciddi bir ifadeyle her zamanki nükteli cevabını verir;
-Kömürlük çok karanlık, burası ise aydınlık!
İhale niçin öğrencilerin üzerinde kaldı dersiniz ? Çünkü zincirin en zayıf halkası öğrenciler de ondan. Öğrenci değil mi efendim, çalışsın,başarsın dendi.1960-1970’lerin dışa kapalı Türkiye’sinde yapılan yanlışlar bir suretle gizlendi.Çünkü okul sınavlarında değerlendirme standart puan üzerinde değil en çok puan alandan en az puan alana doğru sıralandığı için okul kontenjanları sırlamaya göre öğrenci aldı sorun görülmedi veya görülmek istenmedi.
Ülkemizde yaşanan sorunu ortaya koymak için iki tesbiti bilgilerinize sunuyorum.
1-Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Asker Ali Abiyev, Türkiye`de orta dereceli okullarda verilen matematik eğitiminin yeni baştan ele alınması ve çağın gerekleriyle uyumlu hale getirilmesi gerektiğini, matematik dersinin zeka gelişimine önemli etkide bulunduğuna ve insan yaşamında önemli yer tuttuğuna dikkati çeken Prof. Dr. Abiyev, AA Muhabirine, ``Ama maalesef matematik diye öğretilenlerle gençlerimizin zamanı çalınıyor, zihinsel gelişimleri sekteye uğratılıyor`` diyor..
``Türkiye`de gençlerin matematiği pek sevmediklerine tanık olduğunu`` ifade eden Prof. Dr. Abiyev, şöyle devam etti: ``Gençlerimiz matematiği sevmiyor ve sevmemekte de haklılar. Oysa zeka ve muhakeme yeteneğine dayanan matematik, öğrencilerin en fazla sevdiği ders olmalı. Gençlerimizin matematiği sevmemesinin çeşitli nedenleri var. Öncelikle öğretmenlerimiz yetersiz. Matematik öğretmenleri yeterli bilgiye ve ders anlatma yeteneğine sahip olmalı. Aksi takdirde ders ders olmaktan çıkar, eziyete dönüşür. Gençlerimizin yaşadığı da bu.``
Çürük temel üzerine inşa edilen çok katlı bina yıkılır, sağlam temel üzerine inşa edilmemiş matematikle bir yere varılamaz. Ders verdiğimiz üniversite öğrencilerinin çok zayıf olduklarına tanık oluyoruz. Hani onlara yeniden matematik öğretiyoruz desek fazla abartmış olmayız. Bir bakıma bu gençlerin matematik konusunda hiçbir şey bilmediklerini kabul ederek, derslere başlıyoruz.``
( Yazının tamamı Web: http://www.matematigisevdirenadam.com’dan Matematik Haberleri Bölümü
‘’Üniversitelilerin Matematiği Zayıf ‘’ Başlıklı Yazı )
2-Prf:Dr.Yahya Kemal KAYA’nın Prof.Sabri ÖZBAYDAR’dan aktardığına göre bir Türk dostu İngiliz Prof. ‘’Bakıyorum Türk çocukları başka ülkelerde gördüğüm akranlarından daha zeki şeyler, .Ama merak ediyorum sonra hangi metotları kullanıyorsunuz da bu zeki küçüklerden şu farklı büyükleri elde ediyorsunuz ?’’ diye hayretle soruyor.
Sonra bu büyükler sınıf öğretmeni, matematik öğretmeni olarak eğitim sistemine geri dönüyor, iyi niyetle, fedakarca ,yerine göre deli gibi çalıştıkları halde farkına varmadan öğrencilerin deyim yerindeyse canına okuyorlar…
Ondan sonra da suçu yıkacak birini arıyoruz.Bazıları ‘’Necip Hocam sizin derdiniz birilerini suçlamak mı ?’’ diye sorabilir.Hayır benim derdim kimseleri suçlamak değil çünkü suçlamalar problemi çözseydi bu zamana kadar bu sorunu çözmüş olurduk.Benim derdim çözümlere giden adımları atmak için problemin kaynağının ve çözümün hiç aklınıza gelmeyen yerde olduğuna dikkat çekmek.
Son yıllarda teknoloji alanında yaşanan hızlı değişim matematik alanında yaşadığımız problemin boyutunu tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.Yani deyim yerindeyse ‘’Peruk düştü, kel göründü.’’ Misali…
1-Avrupa ülkeleri ve ABD dâhil gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin üye olduğu OECD`nin her yıl yayımladığı `Education at a Glance` raporunun 2006 versiyonu açıklandı. Raporda, OECD`ye üye ülkelerde 15 yaşındaki öğrenciler arasında yapılan matematik bilgi performansında Finlandiya, Kore ve Hollanda diğer ülkelerindeki ortalamadan daha yüksek başarı sağlarken Türkiye basari sıralamasında sonlarda yer aldı.
2- Türkiye 2006 yılında, 57 ülke arasında, matematikte 43. sırada yer aldı.
Bu iki sonucu ortaya koyup durum tespiti yaptıktan sonra matematik üzerine araştırma ve çalışmalar yapan , yeni projeler geliştirmeye çalışan bir eğitimci olarak klasik yola sapmış olsam ben de iki şey yapabilirdim.
1-Bu sonuçlardan yola çıkarak daha önceleri yapıldığı gibi mazeretler üretip birlerini suçlama.
2-Başarısızlığın nedeni olarak onlarca madde sayma.
Birinci yola sapmayacağım çünkü suçlamalar bize zaman kaybından başka bir şey kazandırmayacak.Aynı zamanda eğitimin birer parçaları olan bizler bir takımız.Başarısızlıklarımız takıma ait bundan sonra kazanacağımız başarılarda takıma ait olacak.
İkinci yol da sapmayacağım çünkü bu maddeleri saymakta sonunda beni taraflardan bazılarını suçlamaya götürecek.Bize lazım olan da suçlama değil çözüm.Çok iyi öğrendiğim bir şey mazeretlerin sayıldığı bir yer çözümlerden uzaklaştığımız yer olacaktır.
Böyle bir durumda tekrar karanlıkta kaybettiği yüzüğünü aydınlıkta arayan Nasrettin Hocamızın durumuna düşeceğiz.Ben diyorum ki tüm taraflar olarak çok değerliyiz ve iyi niyetliyiz.Fakat yaptığım araştırmalar sonucu sürdüğüm izler beni Anadolu’ya ve bu topraklardaki büyük atılımların baş mimarları olan Mevlana ,Yunus,Mimar Sinan ve Nasrettin Hoca’ya ulaştırdı.
Onlara bu durumu anlatıp görüşlerini sordum.Onlar da bana söz birliği etmişcesine ‘’Bizlerden uzaklaştınız o yüzden bu sıkıntıları yaşıyorsunuz.Batı bizlere, siz ise batıya hayransınız.Bize tekrar sarılırsanız ve iyi niyetle yola çıkarsanız bu işi çözersiniz.Ayrıca bir takım olduğunuz halde birbirinizi suçluyorsunuz.Yüzlerce mazeret üretiyorsunuz.’’ dediler.
‘’Çözüm ne ? dedim. Cevaben’’Sorunun ana kaynağını bire indirmek.’’ dediler.
‘’Sorunun ana nedenini siz biliyor musunuz? dedim. ‘’Biliyoruz ama daha iyi anlaşılması halk arasında anlatılan birbirinin benzeri olayı paylaşmak istiyoruz.’’
Anlatın bakalım:
1. Mahmut Selimiye kışlasını denetlemeye gider.Kışladan içeri girer.Her zaman olması gereken ve padişahı selamlamak için atılan 9 pare top atışı olmamıştır.Tabi padişah buna çok kızar ve kışlanın bütün paşalarını toplayarak hesap sorar.Paşalar da sorumlu olarak topçu çavuşunu çağırırlar.Padişah topçu çavuşuna sorar:
`Neden top atışı yapılmadı?`
Çavuş cevap verir:
`Efendim tam 18 tane sebebi var.`
Padişah:
`Say bakalım.`
Çavuş:
`1-Barut yok..`
Padişah hemen araya girer:
`Tamam gerisini sayma.`
2-Napolyon, savaşın kaybından sonra, General`ine sormuş; "Neden yenildik?.."
General cevap vermiş; "98 tane sebep var!.."
"Say" demiş, Napolyon ve General saymaya başlamış; "Bir; barut bitti, iki "
Napolyon, General`in sözünü kesmiş; "Gerisini sayma, barutu biten ordu savaş kazanamaz!.."
Etiketler:
çürük temel,
ders,
kopya,
matematik,
matematik öğretmenleri,
muhakeme,
nasrettin hoca,
öğrenciler,
Prof. Dr. Asker Ali Abiyev,
türk toplumu,
yetenek,
zeka
25 Haziran 2010 Cuma
Matematikte Ezberleri Bir Bir Bozuyoruz
MATEMATİK SANATI ( * )
Baharın gelmesiyle öğrencilerde değişik duygular yoğunlaşmaya başlar. Kimi ÖSS derdinde, kimi birinci yarıyıldaki zayıfların ikinci dönem sonunda ne olacağının… Bir de yeni aşklar, taze sevdalar var hesapta. Hem derslere çalışacak, iyi notlar alacaksın; hem de gencecik yüreğini zincire vurup sabredeceksin. Doğrusu, genç olmak zor bu devirde. Üstüne velileri eklemeye bilmem gerek var mı? Mübarekler sanki analarından doğarken her biri böyle ‘dört başı mamur’ anne veya baba olarak doğmuş! Sahi onların, “Bizim zamanımızda” diye bahsettikleri devirler niye onların gençlik ve çocukluk yıllarını kapsamıyor?
Yazının başlığına bakıp da bu konunun matematikle ve de matematiğin sanatla ne ilgisi var diye merak edebilirsiniz. Hatta, anlattıklarımın ‘bahar yelleriyle’ daha fazla ilgisi varmış gibi bile gelebilir. İsterseniz öyle deyin ama… aslolan sanat aşkı, aşkı…
Herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir konu var ki, matematik zor bir ders. Hatta en zor ders diyenler epey çoğunlukta. Gerçekten matematik zordur. Çünkü matematik güzeldir. Matematik çekicidir. Siz güzel ve çekici olup da kolay olan bir şey gördünüz mü? Matematik bir sanattır. Belki abartı gibi gelebilir ama matematik sanatların en temelidir. Bu sözler, yani matematiğin sanat olması konusu pek duyulmuş sözler değil. Bu nedenle bunları benim uydurduğumu düşünebilirsiniz. Ama bu tür düşünceler özellikle 16.yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında epey tartışılmış. Dünyanın değişik yerlerinde matematiğin bir buluş mu yoksa bir keşif mi olduğu konusunda çok derin tartışmalar yaşanırken aynı zamanda bir sanat olduğu sonucuna da varmışlar. Artık ileri matematikle uğraşanlar arasında matematiğin bir sanat olduğu konusunda herhangi bir kuşku kalmamış durumda.
Gerçekten, matematiği zor yapan etken onun sanat olması değil mi? Şimdi diyeceksiniz ki; sanat dalları matematik kadar zor değil. O halde matematiğin sanat olması onu niye bu kadar zorlaştırsın? Evet, sevgili dostlar; işte burada bizim çelişkilerimiz devreye giriyor. Çünkü bizim yaşamımızda matematik kadar mahkum olduğumuz bir sanat dalı yok. Düşünsenize, sürücü belgesi alabilmek için kaval çalmanın zorunlu olduğunu, ya da bankadan kredi çekebilmek için orada bir şarkı söylemenin gerektiğini veya evlenebilmek için bale öğrenmenin zorunlu olduğunu… Sanırım söylemek istediğimi anladınız. Bütün bu saydıklarımda sonuç alıcı hamleler yapabilmek için, bildiğimiz anlamda sanat dallarından herhangi birinde yeterlilik göstermeniz gerekmiyor. Buna karşın hepsi için de “hesap kitap” sanatının inceliklerine (az ya da çok) hakim olmanız lazım.
Biz bütün bireylerimizi bir sanat dalında yetiştirmek istiyoruz. Gerçi bu konuda gerekenleri yapıp yapmadığımız ortada ama durum bu. Aslında biz derken sadece ülkemizi kastetmiyorum, bütün dünyada böyle. Bir sanat olarak matematik de aynı şekilde, tüm dünya genelinde her alanda ilk başvuru kaynağı haline gelmiş en temel ölçüm aracı. Sanayileşmiş ülkelerde fabrikaya alınacak gece bekçilerine sorulan soruların en başında matematik sorularının olması bir rastlantı değil.
Matematik öyle bir ölçme aracı ki en son teknoloji ile üretilen yalan makinelerinden daha hassas. Hiç kimse matematik önünde yalan söyleyemez. Bu kadar iddialı bir sözü söyleyebildiğimiz için şanslı sayılırız. Çünkü tarihte matematik adına da türlü cambazlıklar yapan şarlatanlar çıkmış. Ama artık günümüzde simyacılığın yok olması gibi matematik şaklabanları da kimse tarafından ciddiye alınmıyor.
Biz konuyu bu kadar derinlere taşısak da yarın yeni bir gün başlayacak ve milyonlarca öğrencinin ilk dersleri de matematik olacak. Matematiği başaramayanlar yine kahrolacak; kimi karın bölgesinde bir ağrı hissederken kimi baş ağrısından kıvranacak. Bazıları da var ki matematikten sıfır aldıkça daha çok sırıtıp sahte karne yazdırdığı arzuhalciye göbekten bağlanacak. Bu konularda söylenecek çok söz var. Fakat çoğu bizi aşıyor. Gazetelerin pembeli-beyazlı ekonomi yorumlarına, televizyonda iktisad-i muhabbet programlarına bakıp bakıp gülmekle yetiniyoruz.
Neyse… Ben yarın ilk dersime girerken yine matematik sanatına uygun davranmaya çalışacağım. Ve öğrencilerime birer konservatuar öğrencisi gözüyle bakacağım.
Yeni bir güne matematik sevgisi ve tutkusu ile başlama dileğiyle…
( * ) Selahattin Akgül/Matematik Öğretmeni / 02.03.2004, Gazipaşa
Necip GÜVEN olarak Selahattin Akgül Hocamı bu çok güzel yazısından kutladıktan sonra ben de bir kaç kelam etmek istiyorum. Yani, yıllardır toplumumuzun üstüne genç beyinleri kilitleyen bir virüs haline gelen ”Matematik Zordur” düşüncesini sorgulamak istiyorum.
Anlayacağınız biraz da toplumumuzda iyice kökleşmiş olan ”matematik önyargısını” çatırdatıp kökünden yıkmak, ezberleri bozmak, gelecek (bizden geçti ama ) nesillere olumsuz miras olarak bırakılmasına engel olmak istiyorum.”
Bu o kadar kolay mı Hocam?” diyebilirsiniz.Ben de, evet o kadar kolay değil ama imkansız da değil derim. Zaten ”Matematikle Barışıyorum” kitabımın önsözünde de ”(Olumsuz) Ön yargılar meşe ağaçlarına benzer; eğer dallarını budarsanız daha da gür çıkarlar.Onlardan kurtulmak için kökleriyle birlikte söküp atmalıyız.” diye yazmıştım.
Web sitemzi http://www.matematigisevdirenadam.com’un da asıl amacı zaten ”Matematik Korkusunun” dallarını budamak değil köküyle birlikte söküp tarih çöplüğüne atmaktır.Bu konuda çok kararlı ve inançlıyım.Eğer şüphesi olan varsa onunla her konuda iddiaya girebilirim.Çünkü bu konuda elimde çok güçlü deliller ve bilgiler var.
Eğer çalışmalarımı bitirmeden ölürsem ( Hiç birimizin yarına sağ çıkacağımızın garantisi yok.Allaha duam o güzel günleri görecek kadar ömür vermesini diliyorum.Amin) belki o zaman iddiayı kaybedebilirim.İlk planda söylediklerim size çok saçma, desteksiz atma , patavatsızlık hatta şarlatanlık gibi gelebilir.
Hatta bu çalışmalara Eskişehir’de ilk başladığımda da buna benzer tepkiler almıştım.Ama Allah’a şükür bu zorlukları aştık.Tarihte her yenilik ilk başlarda şüpheyle karşılanmıştır.Zaten bu yola ilk çıkarken bunları da göze almıştım.Kitabımı ”Eğitimci-Yazar ve çok değerli Matematik Öğretmeni Müyesser SAKA Hanımefendiye okuyup değerlendirmesi için gönderdiğimde şöyle değerlendirme yazısı göndermişti.
”KOLAY GELSİN !
Bir gün ileti kutumda bir ileti gördüm.İleti Necip Güven öğretmenimden geliyordu. Bana “MATEMATİKLE BARIŞIYORUM” diyordu. Matematiğe gönül veren her insan beni çok heyecanlandırır. Hemen yanıt verdim. İki gün sonra “Matematikle Barışıyorum” adlı kitabı elimdeydi.
Ben Necip Güven öğretmenime artık matematiğin Donkişot’u diyorum. Bir şeylerin değişmesi için araştırıyor, soruyor, koyduğu hedeflere ulaşmaya çalışıyor.“Matematik korkusunu ortadan kaldıracağım. Herkesin Matematiği severek öğrenmesi içindir, uğraşım.Bunun için farklı yöntemler geliştireceğim, ” diyor.
Emerson “Binlerce kilometrelik yol bir tek adımla başlar” demiş. Necip Güven de bu adımı attığını heyecanla anlatıyor. Doğayı gözlüyor, insanları izliyor. Matematiği seviyor, insanların matematikle yaşadığını fark etmesini istiyor.
‘‘MATEMATİKLE BARIŞIYORUM” kitabında Necip GÜVEN herkesin matematikle barışmasını istiyor.Eser, uzun bir araştırmanın ürünü. Kendi gözlemlerinin dışında bir çok araştırmacının makalelerini, yazılarını ve ip uçlarını içinde saklıyor.
Necip Güven kendi kafasındaki sorulara cevap bulduğu matematikle ilgili kitapların da bir yazın eseri gibi okunması için çalışmış. İçindeki heyecanı kitabına da yansıtmış. Bu eserle ilk adımı atmış, şimdi sırada diğer adımlar var…
Yolun uzun, kolay gelsin sevgili Necip Güven….
Müyesser SAKA / ARAŞTIRMACI-YAZAR
EMEKLİ MATEMATİK ÖĞRETMENİ
Müyesser Hanım’ın değerlendirme yazında en çok ” Ben Necip Güven öğretmenime artık matematiğin Donkişot’u diyorum.” bölümü çok hoşuma gitmişti.Evet ben bir ”Don Kişot”um ama biraz farklı ”Don Kişot”um.Neden? Çünkü gerçek Don Kişot’un en büyük hatası ”Yel Değirmenleri”ne çok yaklaşmasıydı. Eğer yel değirmenlerine biraz mesafeli durup onların altlarını oysaydı; o yel değirmenleri kendiliklerinden yıkılıp gideceklerdi.Ben, gerçek Don Kişot’tan aldığım derslerle onlara yakamı kaptırmayacak mesafede durmaya karar verdim. İnşaallah yel değirmenleriyle yaptığımız bu onurlu savaşı kazanacağız.
Belki bu yazıyı okuyanlardan bazıları kafayı sıyırmış veya ”İnanmayın buna, bu bir şarlatandır.” diyecektir. Zaten Eskişehir’de 7 Mayıs 1999 yılında yaptığımız ”Değişim Rüzgarları” semineri ile değişimime ön ayak olan ”Oğuz SAYGIN” Hocam’a Eskişehir’de baştan ”Bu bir şarlatandır.” demişlerdi.
Bilin bakalım sonra ne oldu ? Ne olacak , 4—5 yıl sonra Eskişehir’e ”Oğuz SAYGIN” hocam seminer için tekrar geldi. Seminer davetiyelerine baktığımda hayretten küçük dilimi yutacaktım.Bu sefer ”Oğuz” Hocam’ı Eskişehir’e getirenler 4–5 yıl önce biz getirdiğimizde onun için şarlatan diyenlerdi.Kendi kendime ”Günaydın beyler! Atı alan Üsküdar’ı geçti. Ben, Oğuz ” hocamdan alacağımı 5 yıl önce aldım.” dedim.
Oğuz Hocam’ı Eskişehir’e ilk getirdiğimizde ona ”şarlatan” diyenlere ”Evet, Oğuz Hocam bir şarlatan ve biz de bunu bile bile Eskişehir’e getirdik. Yıllarca sizin ”Bu iş zor, aman o işi sen yapamazsın, geri zekalı, aptal, salak ” diyen şarlatanlarınızın arkasından gittikte ne oldu? Bundan sonra sizin şarlatanlarınızı terk ediyorum. Bana ”İnanırsan yapabilirsin. Eğer daha çok inanırsan, inanılmaz işler yapabilirsin.” diyen yeni şarlatanı dinleyeceğim.” dedim.
Eğer hala o eski şarlatanları dinliyor olsaydım ”Matematikle Barışıyorum ” kitabı, ”matematigisevdirenadam.com” adlı web sitesi diye bir şey asla olmayacaktı.Yani çevresinden başka kimse ”Necip GÜVEN’ diye birini tanımayacaktı.
Lafı biraz uzattım ama kusura bakmayın ,laf lafı açtı. İşi de tadında bırakalım. Çünkü benim kendi deyimimle ”İkinci doğum günüm olan (Birinci doğum günümü anneme senelerce sormama rağmen, değil günü ayını bile bilmiyor.Oğlum, eskiden köylerde takvim mi vardı.İnek, koyun, tarla ve bol bol iş vardı diyor. ) 7 Mayıs 1999 yılından bu yana düşe kalka ilerlediğim bu yolda çektiğim sıkıntıları yazsam zaten o tek başına bir kitap olur.
”Pişman mısın?” diyecek olursanız. Hayır, (1999′da yaş 44 idi) keşke kendimi daha önce keşfetseydim. Belki de böylesi daha hayırlıydı.(Orasını da en iyi Allah bilir.)
Gelelim şimdi matematiğe o meşhur soruyu tekrar soralım.”Matematik zor mu, yoksa kolay bir ders midir.”Bu soruyu Eskişehir’de ve Sivas’ta yaptığım seminerlerde programın açılış sorusu olarak soruyordum.
Sonra da o meşhur ”Nasrettin Hocamız olsaydı nasıl cevaplandırırdı? ” diye sordum.Bu arada şunu ifade edeyim. Nasrettin hocayı ben en iyi şekilde anlamaya ”Matematik” çalışmalarıyla başladığımı itiraf edeyim.Aslında Hoca bizi güldürürken düşündürmeyi amaçlamış ama biz Hoca’nın fıkralarına gülüyoruz fakat vermek istediği mesajların bir çoğunu kaçırıyoruz.
Evet, kaldığımız yerden devam edelim.”Bu gün ”Nasrettin Hoca ” hayatta olsa bu soruya nasıl cevap verirdi.” sorusuna farklı tepkiler geldi. Ben de ”Kısa bir süreliğine Nasrettin Hoca’yı zaman tünelinden çağıralım mı?” dediğimde genellikle çocuklar ”Bu adam bizimle dalga mı geçiyor?” der gibi yüzüme baktıklarında ben de ”Evinizdeki televizyonlarda BATMAN, SÜPERMEN, ÖRÜMCEK ADAM filmlerinin gerçek olmadığını bildiğiniz halde gerçekmiş gibi seyretmiyor musunuz?” dediğimde ”Haklısın Hocam” diyorlar.
Hemen seyirciler arasından üç çocuk çağırıp ”Nasrettin Hoca”nın fıkrasını canlandırıyoruz. Birinci çocuk bana ”Hocam , matematik çok zor bir derstir değil mi?” dediğinde ”Haklısın evladım.” diyorum. Diğer çocuk ta ”Hocam, matematik çok zevkli bir derstir değil mi?” dediğinde ona da ”Haklısın evladım.” diyorum.Üçüncü çocuk ta ” Hocam, bu nasıl iş ikisine de haklısın dedin.” diyor. Ona da ”Sen de haklısın evladım.” diyorum. Üçüncü çocuk bu defa ”Hocam, bu nasıl iş, kafam şimdi daha da karıştı , bu işin aslını bana açıklar mısın?” diyor. Ben de ”Aferin evladım, bu soruyu sorman çok iyi oldu. Yıllardır benim fıkralarımı okuyup güldünüz ama bir çoğunuz bu fıkralarda hocamız bize ne ders vermek istiyor diye düşünmediniz. İlk defa sen işin aslını öğrenmek için çok güzel bir soru sordun.
Şimdi bu konuyu daha iyi anlamanız için örneği günümüzden vereceğim.
Diyelim ki matematik 100 katlı bir gökdelen ilk çocuk bu gökdelene merdivenle çıkan çocuktu. Gökdelene merdivenle çıkmak zordur dedim. İkinci çocuk bu gökdelene daha kolay çıkmanın yollarını ararken gökdelenin gizli bir yerinde asansör olduğunu keşfetmiş.Diğer çocukların merdivenle çıktığı gökdelene o asansörle çıkıyormuş. Gökdelene asansörle çıkmak zor mu, kolay mı? diye sorduğum da ”Hocam, tabii ki gökdelene asansörle çıkmak kolaydır.” diyor.Bu durumun aslını bilmediğin için kafan karıştı.Onun için sana da ”Sen de haklısın.” dedim.Üçüncü çocuk, hocam benimle dalga geçtiğini zannettiğim için kusura bakma .
Hocam bu durumda sen de haklıymışsın.Evladım ben de sana teşekkür ederim.Senin sayende bu fıkrada vermek istediğim mesajı açıklamama yardımcı oldun.Bu arada benim geriye dönüş zamanım yaklaşıyor.Gitmeden önce size benden sonra yaşamış olan Hindistan Devletinin kurucusu Mahatma Gandi’nin pozitif düşünce konusundaki şu sözünü bir levhaya büyük harflerle yazıp baş ucunuza asmanızı tavsiye ederim.Gandi şöyle diyor:
‘’Pozitif düşünün , çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.
Sözleriniz pozitif olsun, çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
Davranışlarınız pozitif olsun, çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.
Alışkanlıklarınız pozitif olsun, çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
Değerleriniz pozitif olsun, çünkü değerleriniz kaderiniz olur.’’
Benim vaktim doldu, haydi Allah’a ısmarladık çocuklar !Bizi çok aydınlattınız, güle güle Hocam!
Eh , İşte böyle dostlar ! Ne o, geç bunları bunlar hikaye. Sen bize bu konuda daha somut bir delil gösterebilir misin? Derseniz. Ben ilk okul öğretmeni olduğum için orta okul veya lise matematiği için alanım olmadığı için bir şey diyemem.Ama ilk okuldan örnek vereyim.
İlk okullarda ”Çarpma Öğretimi” çocukların önünde ”Hoca’nın deyimiyle ” bir gökdelen gibi durur.Bu arada size bir sır vereyim ama sakın kimseye söylemeyin olur mu ? Ben, ”çarpma öğretimi ” gökdelenine çok kolay çıkaran bir asansör yaptım.İnsanların bir çoğu şov yaptığımı zannediyor.Hayır, vallahi de billahi de yaptım.Yaptığım asansörün nasıl çalıştığını sizler de göstereyim dedim.Çok az kişi inandı ve inananlar kazandı.
Ama tüm matematik asansörlerini tek başıma ben yapamam ki…Zaten buna ne gücüm ne de ömrüm yeter.Siz de bir ucundan tutar da yardım ederseniz ”Biz bu işi kolaylıkla başarırız.
ATAM SANA ŞİKAYETİM VAR !
ÇARPMADA ASANSÖR YAPTIM !
Atam sana bir şikayetim var,
En hakiki mürşit ilimdir demiştin,
Torunların ilmi takmıyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Kafalarda 500 milyar,
Var mısın yok musun diyorlar.
Kitabı bir yana atıp,
At yarışı oynuyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Yemek, tatlı deyince
En kralını yiyorlar,
Eğitimi boş ver deyip
Popçu, topçu ol diyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Maç kaybedince
Üzülüp ağlıyorlar,
Eğitimde nerdeyiz?
Onu hiç bilmiyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Uğraşıp çalışana
Deli deyip gülüyorlar
Baltayı taşa çalıp
Bu çok kör oldu diyorlar
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Ekonomi nasıl dersen
Kara tablo çiziyorlar.
''Atam İzindeyiz!'' deyip
Hep izine gidiyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Bir devir kapanıyor
Hala da görmüyorlar
Projem var deyince
Destekte vermiyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Ezber ÖLDÜ diyorum
Kulak bile asmıyorlar.
Hükmü doldu diyorum
Hiç dikkate almıyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Ne yapayım köylüyüm, ( * )
Hor görüp itiyorlar.
Azmin yılmaz gücünü
Duymamış, bilmiyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Necip GÜVEN 30 Mayıs 2008
( * ) Bu yazı ve şiirimle aynı zamanda Lütfü Veli Hoca’mın ‘’ Gideceğim sonuncu köy,Asıl yurdum onuncu köy. Derim ki niye biz gidelim aksine gerekiyorsa bize rağmen olanlar gitsin onuncu köye... ‘’ sözlerine de cevap vermiş oluyorum.Lütfü Hocam sakın dokuz köyün riyakar, bol bol cilalı aldatıcı görünüşüne aldanmayın. Kim ne derse desin, ne varsa 10. Köy’de var. varsa O yel değirmenlerinin ve Fildişi Kulelerin ‘’Titatanik Gemisi’’ gibi ihtişamlı ve yıkılmaz görüntüsüne aldanmayın.Ben onlara karşı 10 yıldır çetin bir savaş verdim ama onları yıkacak şifrelere de ulaştım.
Lütfü Hocam ve onun gibi tüm eğitim sevdalılarını 10. Köy’e davet ediyorum. Çalın dokuz köyü başlarına da bana destek vermek için yanıma gelin.Zaten onları benim yıkmama da gerek kalmayacak.Onlar kendiliğinden yıkılıp gidecekler.Ben şimdiden Yel Değirmenlerinin ve Fildişi Kulelerin temellerinin gelen çatırtıyı duyar gibiyim. Haydi Eğitim Gönüllüleri hepinizi 10.Köy’e bekliyorum.Köyüme değil köyümüze …..
Necip GÜVEN 30 Mayıs 2008 Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com
Baharın gelmesiyle öğrencilerde değişik duygular yoğunlaşmaya başlar. Kimi ÖSS derdinde, kimi birinci yarıyıldaki zayıfların ikinci dönem sonunda ne olacağının… Bir de yeni aşklar, taze sevdalar var hesapta. Hem derslere çalışacak, iyi notlar alacaksın; hem de gencecik yüreğini zincire vurup sabredeceksin. Doğrusu, genç olmak zor bu devirde. Üstüne velileri eklemeye bilmem gerek var mı? Mübarekler sanki analarından doğarken her biri böyle ‘dört başı mamur’ anne veya baba olarak doğmuş! Sahi onların, “Bizim zamanımızda” diye bahsettikleri devirler niye onların gençlik ve çocukluk yıllarını kapsamıyor?
Yazının başlığına bakıp da bu konunun matematikle ve de matematiğin sanatla ne ilgisi var diye merak edebilirsiniz. Hatta, anlattıklarımın ‘bahar yelleriyle’ daha fazla ilgisi varmış gibi bile gelebilir. İsterseniz öyle deyin ama… aslolan sanat aşkı, aşkı…
Herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir konu var ki, matematik zor bir ders. Hatta en zor ders diyenler epey çoğunlukta. Gerçekten matematik zordur. Çünkü matematik güzeldir. Matematik çekicidir. Siz güzel ve çekici olup da kolay olan bir şey gördünüz mü? Matematik bir sanattır. Belki abartı gibi gelebilir ama matematik sanatların en temelidir. Bu sözler, yani matematiğin sanat olması konusu pek duyulmuş sözler değil. Bu nedenle bunları benim uydurduğumu düşünebilirsiniz. Ama bu tür düşünceler özellikle 16.yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında epey tartışılmış. Dünyanın değişik yerlerinde matematiğin bir buluş mu yoksa bir keşif mi olduğu konusunda çok derin tartışmalar yaşanırken aynı zamanda bir sanat olduğu sonucuna da varmışlar. Artık ileri matematikle uğraşanlar arasında matematiğin bir sanat olduğu konusunda herhangi bir kuşku kalmamış durumda.
Gerçekten, matematiği zor yapan etken onun sanat olması değil mi? Şimdi diyeceksiniz ki; sanat dalları matematik kadar zor değil. O halde matematiğin sanat olması onu niye bu kadar zorlaştırsın? Evet, sevgili dostlar; işte burada bizim çelişkilerimiz devreye giriyor. Çünkü bizim yaşamımızda matematik kadar mahkum olduğumuz bir sanat dalı yok. Düşünsenize, sürücü belgesi alabilmek için kaval çalmanın zorunlu olduğunu, ya da bankadan kredi çekebilmek için orada bir şarkı söylemenin gerektiğini veya evlenebilmek için bale öğrenmenin zorunlu olduğunu… Sanırım söylemek istediğimi anladınız. Bütün bu saydıklarımda sonuç alıcı hamleler yapabilmek için, bildiğimiz anlamda sanat dallarından herhangi birinde yeterlilik göstermeniz gerekmiyor. Buna karşın hepsi için de “hesap kitap” sanatının inceliklerine (az ya da çok) hakim olmanız lazım.
Biz bütün bireylerimizi bir sanat dalında yetiştirmek istiyoruz. Gerçi bu konuda gerekenleri yapıp yapmadığımız ortada ama durum bu. Aslında biz derken sadece ülkemizi kastetmiyorum, bütün dünyada böyle. Bir sanat olarak matematik de aynı şekilde, tüm dünya genelinde her alanda ilk başvuru kaynağı haline gelmiş en temel ölçüm aracı. Sanayileşmiş ülkelerde fabrikaya alınacak gece bekçilerine sorulan soruların en başında matematik sorularının olması bir rastlantı değil.
Matematik öyle bir ölçme aracı ki en son teknoloji ile üretilen yalan makinelerinden daha hassas. Hiç kimse matematik önünde yalan söyleyemez. Bu kadar iddialı bir sözü söyleyebildiğimiz için şanslı sayılırız. Çünkü tarihte matematik adına da türlü cambazlıklar yapan şarlatanlar çıkmış. Ama artık günümüzde simyacılığın yok olması gibi matematik şaklabanları da kimse tarafından ciddiye alınmıyor.
Biz konuyu bu kadar derinlere taşısak da yarın yeni bir gün başlayacak ve milyonlarca öğrencinin ilk dersleri de matematik olacak. Matematiği başaramayanlar yine kahrolacak; kimi karın bölgesinde bir ağrı hissederken kimi baş ağrısından kıvranacak. Bazıları da var ki matematikten sıfır aldıkça daha çok sırıtıp sahte karne yazdırdığı arzuhalciye göbekten bağlanacak. Bu konularda söylenecek çok söz var. Fakat çoğu bizi aşıyor. Gazetelerin pembeli-beyazlı ekonomi yorumlarına, televizyonda iktisad-i muhabbet programlarına bakıp bakıp gülmekle yetiniyoruz.
Neyse… Ben yarın ilk dersime girerken yine matematik sanatına uygun davranmaya çalışacağım. Ve öğrencilerime birer konservatuar öğrencisi gözüyle bakacağım.
Yeni bir güne matematik sevgisi ve tutkusu ile başlama dileğiyle…
( * ) Selahattin Akgül/Matematik Öğretmeni / 02.03.2004, Gazipaşa
Necip GÜVEN olarak Selahattin Akgül Hocamı bu çok güzel yazısından kutladıktan sonra ben de bir kaç kelam etmek istiyorum. Yani, yıllardır toplumumuzun üstüne genç beyinleri kilitleyen bir virüs haline gelen ”Matematik Zordur” düşüncesini sorgulamak istiyorum.
Anlayacağınız biraz da toplumumuzda iyice kökleşmiş olan ”matematik önyargısını” çatırdatıp kökünden yıkmak, ezberleri bozmak, gelecek (bizden geçti ama ) nesillere olumsuz miras olarak bırakılmasına engel olmak istiyorum.”
Bu o kadar kolay mı Hocam?” diyebilirsiniz.Ben de, evet o kadar kolay değil ama imkansız da değil derim. Zaten ”Matematikle Barışıyorum” kitabımın önsözünde de ”(Olumsuz) Ön yargılar meşe ağaçlarına benzer; eğer dallarını budarsanız daha da gür çıkarlar.Onlardan kurtulmak için kökleriyle birlikte söküp atmalıyız.” diye yazmıştım.
Web sitemzi http://www.matematigisevdirenadam.com’un da asıl amacı zaten ”Matematik Korkusunun” dallarını budamak değil köküyle birlikte söküp tarih çöplüğüne atmaktır.Bu konuda çok kararlı ve inançlıyım.Eğer şüphesi olan varsa onunla her konuda iddiaya girebilirim.Çünkü bu konuda elimde çok güçlü deliller ve bilgiler var.
Eğer çalışmalarımı bitirmeden ölürsem ( Hiç birimizin yarına sağ çıkacağımızın garantisi yok.Allaha duam o güzel günleri görecek kadar ömür vermesini diliyorum.Amin) belki o zaman iddiayı kaybedebilirim.İlk planda söylediklerim size çok saçma, desteksiz atma , patavatsızlık hatta şarlatanlık gibi gelebilir.
Hatta bu çalışmalara Eskişehir’de ilk başladığımda da buna benzer tepkiler almıştım.Ama Allah’a şükür bu zorlukları aştık.Tarihte her yenilik ilk başlarda şüpheyle karşılanmıştır.Zaten bu yola ilk çıkarken bunları da göze almıştım.Kitabımı ”Eğitimci-Yazar ve çok değerli Matematik Öğretmeni Müyesser SAKA Hanımefendiye okuyup değerlendirmesi için gönderdiğimde şöyle değerlendirme yazısı göndermişti.
”KOLAY GELSİN !
Bir gün ileti kutumda bir ileti gördüm.İleti Necip Güven öğretmenimden geliyordu. Bana “MATEMATİKLE BARIŞIYORUM” diyordu. Matematiğe gönül veren her insan beni çok heyecanlandırır. Hemen yanıt verdim. İki gün sonra “Matematikle Barışıyorum” adlı kitabı elimdeydi.
Ben Necip Güven öğretmenime artık matematiğin Donkişot’u diyorum. Bir şeylerin değişmesi için araştırıyor, soruyor, koyduğu hedeflere ulaşmaya çalışıyor.“Matematik korkusunu ortadan kaldıracağım. Herkesin Matematiği severek öğrenmesi içindir, uğraşım.Bunun için farklı yöntemler geliştireceğim, ” diyor.
Emerson “Binlerce kilometrelik yol bir tek adımla başlar” demiş. Necip Güven de bu adımı attığını heyecanla anlatıyor. Doğayı gözlüyor, insanları izliyor. Matematiği seviyor, insanların matematikle yaşadığını fark etmesini istiyor.
‘‘MATEMATİKLE BARIŞIYORUM” kitabında Necip GÜVEN herkesin matematikle barışmasını istiyor.Eser, uzun bir araştırmanın ürünü. Kendi gözlemlerinin dışında bir çok araştırmacının makalelerini, yazılarını ve ip uçlarını içinde saklıyor.
Necip Güven kendi kafasındaki sorulara cevap bulduğu matematikle ilgili kitapların da bir yazın eseri gibi okunması için çalışmış. İçindeki heyecanı kitabına da yansıtmış. Bu eserle ilk adımı atmış, şimdi sırada diğer adımlar var…
Yolun uzun, kolay gelsin sevgili Necip Güven….
Müyesser SAKA / ARAŞTIRMACI-YAZAR
EMEKLİ MATEMATİK ÖĞRETMENİ
Müyesser Hanım’ın değerlendirme yazında en çok ” Ben Necip Güven öğretmenime artık matematiğin Donkişot’u diyorum.” bölümü çok hoşuma gitmişti.Evet ben bir ”Don Kişot”um ama biraz farklı ”Don Kişot”um.Neden? Çünkü gerçek Don Kişot’un en büyük hatası ”Yel Değirmenleri”ne çok yaklaşmasıydı. Eğer yel değirmenlerine biraz mesafeli durup onların altlarını oysaydı; o yel değirmenleri kendiliklerinden yıkılıp gideceklerdi.Ben, gerçek Don Kişot’tan aldığım derslerle onlara yakamı kaptırmayacak mesafede durmaya karar verdim. İnşaallah yel değirmenleriyle yaptığımız bu onurlu savaşı kazanacağız.
Belki bu yazıyı okuyanlardan bazıları kafayı sıyırmış veya ”İnanmayın buna, bu bir şarlatandır.” diyecektir. Zaten Eskişehir’de 7 Mayıs 1999 yılında yaptığımız ”Değişim Rüzgarları” semineri ile değişimime ön ayak olan ”Oğuz SAYGIN” Hocam’a Eskişehir’de baştan ”Bu bir şarlatandır.” demişlerdi.
Bilin bakalım sonra ne oldu ? Ne olacak , 4—5 yıl sonra Eskişehir’e ”Oğuz SAYGIN” hocam seminer için tekrar geldi. Seminer davetiyelerine baktığımda hayretten küçük dilimi yutacaktım.Bu sefer ”Oğuz” Hocam’ı Eskişehir’e getirenler 4–5 yıl önce biz getirdiğimizde onun için şarlatan diyenlerdi.Kendi kendime ”Günaydın beyler! Atı alan Üsküdar’ı geçti. Ben, Oğuz ” hocamdan alacağımı 5 yıl önce aldım.” dedim.
Oğuz Hocam’ı Eskişehir’e ilk getirdiğimizde ona ”şarlatan” diyenlere ”Evet, Oğuz Hocam bir şarlatan ve biz de bunu bile bile Eskişehir’e getirdik. Yıllarca sizin ”Bu iş zor, aman o işi sen yapamazsın, geri zekalı, aptal, salak ” diyen şarlatanlarınızın arkasından gittikte ne oldu? Bundan sonra sizin şarlatanlarınızı terk ediyorum. Bana ”İnanırsan yapabilirsin. Eğer daha çok inanırsan, inanılmaz işler yapabilirsin.” diyen yeni şarlatanı dinleyeceğim.” dedim.
Eğer hala o eski şarlatanları dinliyor olsaydım ”Matematikle Barışıyorum ” kitabı, ”matematigisevdirenadam.com” adlı web sitesi diye bir şey asla olmayacaktı.Yani çevresinden başka kimse ”Necip GÜVEN’ diye birini tanımayacaktı.
Lafı biraz uzattım ama kusura bakmayın ,laf lafı açtı. İşi de tadında bırakalım. Çünkü benim kendi deyimimle ”İkinci doğum günüm olan (Birinci doğum günümü anneme senelerce sormama rağmen, değil günü ayını bile bilmiyor.Oğlum, eskiden köylerde takvim mi vardı.İnek, koyun, tarla ve bol bol iş vardı diyor. ) 7 Mayıs 1999 yılından bu yana düşe kalka ilerlediğim bu yolda çektiğim sıkıntıları yazsam zaten o tek başına bir kitap olur.
”Pişman mısın?” diyecek olursanız. Hayır, (1999′da yaş 44 idi) keşke kendimi daha önce keşfetseydim. Belki de böylesi daha hayırlıydı.(Orasını da en iyi Allah bilir.)
Gelelim şimdi matematiğe o meşhur soruyu tekrar soralım.”Matematik zor mu, yoksa kolay bir ders midir.”Bu soruyu Eskişehir’de ve Sivas’ta yaptığım seminerlerde programın açılış sorusu olarak soruyordum.
Sonra da o meşhur ”Nasrettin Hocamız olsaydı nasıl cevaplandırırdı? ” diye sordum.Bu arada şunu ifade edeyim. Nasrettin hocayı ben en iyi şekilde anlamaya ”Matematik” çalışmalarıyla başladığımı itiraf edeyim.Aslında Hoca bizi güldürürken düşündürmeyi amaçlamış ama biz Hoca’nın fıkralarına gülüyoruz fakat vermek istediği mesajların bir çoğunu kaçırıyoruz.
Evet, kaldığımız yerden devam edelim.”Bu gün ”Nasrettin Hoca ” hayatta olsa bu soruya nasıl cevap verirdi.” sorusuna farklı tepkiler geldi. Ben de ”Kısa bir süreliğine Nasrettin Hoca’yı zaman tünelinden çağıralım mı?” dediğimde genellikle çocuklar ”Bu adam bizimle dalga mı geçiyor?” der gibi yüzüme baktıklarında ben de ”Evinizdeki televizyonlarda BATMAN, SÜPERMEN, ÖRÜMCEK ADAM filmlerinin gerçek olmadığını bildiğiniz halde gerçekmiş gibi seyretmiyor musunuz?” dediğimde ”Haklısın Hocam” diyorlar.
Hemen seyirciler arasından üç çocuk çağırıp ”Nasrettin Hoca”nın fıkrasını canlandırıyoruz. Birinci çocuk bana ”Hocam , matematik çok zor bir derstir değil mi?” dediğinde ”Haklısın evladım.” diyorum. Diğer çocuk ta ”Hocam, matematik çok zevkli bir derstir değil mi?” dediğinde ona da ”Haklısın evladım.” diyorum.Üçüncü çocuk ta ” Hocam, bu nasıl iş ikisine de haklısın dedin.” diyor. Ona da ”Sen de haklısın evladım.” diyorum. Üçüncü çocuk bu defa ”Hocam, bu nasıl iş, kafam şimdi daha da karıştı , bu işin aslını bana açıklar mısın?” diyor. Ben de ”Aferin evladım, bu soruyu sorman çok iyi oldu. Yıllardır benim fıkralarımı okuyup güldünüz ama bir çoğunuz bu fıkralarda hocamız bize ne ders vermek istiyor diye düşünmediniz. İlk defa sen işin aslını öğrenmek için çok güzel bir soru sordun.
Şimdi bu konuyu daha iyi anlamanız için örneği günümüzden vereceğim.
Diyelim ki matematik 100 katlı bir gökdelen ilk çocuk bu gökdelene merdivenle çıkan çocuktu. Gökdelene merdivenle çıkmak zordur dedim. İkinci çocuk bu gökdelene daha kolay çıkmanın yollarını ararken gökdelenin gizli bir yerinde asansör olduğunu keşfetmiş.Diğer çocukların merdivenle çıktığı gökdelene o asansörle çıkıyormuş. Gökdelene asansörle çıkmak zor mu, kolay mı? diye sorduğum da ”Hocam, tabii ki gökdelene asansörle çıkmak kolaydır.” diyor.Bu durumun aslını bilmediğin için kafan karıştı.Onun için sana da ”Sen de haklısın.” dedim.Üçüncü çocuk, hocam benimle dalga geçtiğini zannettiğim için kusura bakma .
Hocam bu durumda sen de haklıymışsın.Evladım ben de sana teşekkür ederim.Senin sayende bu fıkrada vermek istediğim mesajı açıklamama yardımcı oldun.Bu arada benim geriye dönüş zamanım yaklaşıyor.Gitmeden önce size benden sonra yaşamış olan Hindistan Devletinin kurucusu Mahatma Gandi’nin pozitif düşünce konusundaki şu sözünü bir levhaya büyük harflerle yazıp baş ucunuza asmanızı tavsiye ederim.Gandi şöyle diyor:
‘’Pozitif düşünün , çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.
Sözleriniz pozitif olsun, çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
Davranışlarınız pozitif olsun, çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.
Alışkanlıklarınız pozitif olsun, çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
Değerleriniz pozitif olsun, çünkü değerleriniz kaderiniz olur.’’
Benim vaktim doldu, haydi Allah’a ısmarladık çocuklar !Bizi çok aydınlattınız, güle güle Hocam!
Eh , İşte böyle dostlar ! Ne o, geç bunları bunlar hikaye. Sen bize bu konuda daha somut bir delil gösterebilir misin? Derseniz. Ben ilk okul öğretmeni olduğum için orta okul veya lise matematiği için alanım olmadığı için bir şey diyemem.Ama ilk okuldan örnek vereyim.
İlk okullarda ”Çarpma Öğretimi” çocukların önünde ”Hoca’nın deyimiyle ” bir gökdelen gibi durur.Bu arada size bir sır vereyim ama sakın kimseye söylemeyin olur mu ? Ben, ”çarpma öğretimi ” gökdelenine çok kolay çıkaran bir asansör yaptım.İnsanların bir çoğu şov yaptığımı zannediyor.Hayır, vallahi de billahi de yaptım.Yaptığım asansörün nasıl çalıştığını sizler de göstereyim dedim.Çok az kişi inandı ve inananlar kazandı.
Ama tüm matematik asansörlerini tek başıma ben yapamam ki…Zaten buna ne gücüm ne de ömrüm yeter.Siz de bir ucundan tutar da yardım ederseniz ”Biz bu işi kolaylıkla başarırız.
ATAM SANA ŞİKAYETİM VAR !
ÇARPMADA ASANSÖR YAPTIM !
Atam sana bir şikayetim var,
En hakiki mürşit ilimdir demiştin,
Torunların ilmi takmıyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Kafalarda 500 milyar,
Var mısın yok musun diyorlar.
Kitabı bir yana atıp,
At yarışı oynuyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Yemek, tatlı deyince
En kralını yiyorlar,
Eğitimi boş ver deyip
Popçu, topçu ol diyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Maç kaybedince
Üzülüp ağlıyorlar,
Eğitimde nerdeyiz?
Onu hiç bilmiyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Uğraşıp çalışana
Deli deyip gülüyorlar
Baltayı taşa çalıp
Bu çok kör oldu diyorlar
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Ekonomi nasıl dersen
Kara tablo çiziyorlar.
''Atam İzindeyiz!'' deyip
Hep izine gidiyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Bir devir kapanıyor
Hala da görmüyorlar
Projem var deyince
Destekte vermiyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Ezber ÖLDÜ diyorum
Kulak bile asmıyorlar.
Hükmü doldu diyorum
Hiç dikkate almıyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Ne yapayım köylüyüm, ( * )
Hor görüp itiyorlar.
Azmin yılmaz gücünü
Duymamış, bilmiyorlar.
Çarpmada asansör yaptım dedim,
Yan bile bakmıyorlar,
Gelin siz de binin dedim,
Lütfedip çıkmıyorlar.
Necip GÜVEN 30 Mayıs 2008
( * ) Bu yazı ve şiirimle aynı zamanda Lütfü Veli Hoca’mın ‘’ Gideceğim sonuncu köy,Asıl yurdum onuncu köy. Derim ki niye biz gidelim aksine gerekiyorsa bize rağmen olanlar gitsin onuncu köye... ‘’ sözlerine de cevap vermiş oluyorum.Lütfü Hocam sakın dokuz köyün riyakar, bol bol cilalı aldatıcı görünüşüne aldanmayın. Kim ne derse desin, ne varsa 10. Köy’de var. varsa O yel değirmenlerinin ve Fildişi Kulelerin ‘’Titatanik Gemisi’’ gibi ihtişamlı ve yıkılmaz görüntüsüne aldanmayın.Ben onlara karşı 10 yıldır çetin bir savaş verdim ama onları yıkacak şifrelere de ulaştım.
Lütfü Hocam ve onun gibi tüm eğitim sevdalılarını 10. Köy’e davet ediyorum. Çalın dokuz köyü başlarına da bana destek vermek için yanıma gelin.Zaten onları benim yıkmama da gerek kalmayacak.Onlar kendiliğinden yıkılıp gidecekler.Ben şimdiden Yel Değirmenlerinin ve Fildişi Kulelerin temellerinin gelen çatırtıyı duyar gibiyim. Haydi Eğitim Gönüllüleri hepinizi 10.Köy’e bekliyorum.Köyüme değil köyümüze …..
Necip GÜVEN 30 Mayıs 2008 Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com
Matematik Zordur Demek Yasaktır
Merhaba dostlar !..Bu gün 9 mayıs 2008 cuma , nisan ayının başından beri geç vakitlere kadar yoğun bir çalışma ( 2 ise gün hiç uyumama ) sonucunda dün akşam eve geldim. Vücudumda bir yorgunluk ve halsizlik hissederek uzandım ve eşimden çay yapmasını istedim. Biraz sonra haydi çay hazır dedi.Ama benim üzerimdeki kırgınlık ve yorgunluk hissi devam ediyordu.Eşime, yorgunluğuma iyi gelir diye yaptırdığım çayı içemeden erkenden yatmak zorunda kaldım.
Sabah 04.30 dolaylarında tekrar kalktım ama o kırgınlık hala devam ediyor ve hava da mayıs ayına göre çok serin biraz da üşüyorum. Öyle ağrı kesici haplarla aram çok iyi olmadığı halde eşimden bir hap istedim.Bir kaç yudum hap altı bir şeyler atıştırıp ağrı kesici hapı yuttum.
Birden aklıma matematiğin zorluğunu veya kolaylığını ifade edişimizin yanlışlarının öğrencilerimize, çocuklarımıza verdiği zararı anlatan bir yazı yazma düşüncesi geldi.Önce kendi kendime ''Bırak sonra yazarsın, zaten hastasın.'' dedim ama içimden başka ses ''Ülkende bir çok genç ve çocuk bu yanlış düşünceler yüzünden zarar görüyor, sense ufak bir vücut kırgınlığını bahane edip yatmayı düşünüyorsun.Ya aklına gelenleri sonra unutursan vebal altına girersin.'' dedi.Bu ikilem arasında oğlumun kışlık montunu giyip bilgisayar başına oturdum.Yazı yazmaya başlayınca da biraz açıldım.
Yazının başında ''Matematik dersine zordur demek yasaktır'' ifadesini söyleme hakkını ve cesaretini nereden alıyorsunuz ?'' derseniz.Çünkü bana göre ''Matematik Dersi Zordur''. ifadesi gibi ''Matematik Dersi Kolaydır''. demekte yanlıştır.Bu ifadeler resmin bütününü algılamamıza engel oluyor.Bu ifadeler şuna benziyor. 10 katlı bir apartmanın önüne gelip ''Bu apartmanın10 katına çıkmak kolaydır veya zordur.'' demek gibidir. Ama şöyle dersek iş değişir.''Bu apartmanın 10. katına merdivenle çıkmak zordur ama aynı yere asansörle çıkmak çok kolaydır.'' Yani kurduğumuz cümlelerde resmin bütününü ortaya koyup ona göre cümle kurmalıyız.
Cümleyi ''Matematik dersini yıllardır dedem zamanından kalma bayatlamış, modası geçmiş ezberci yollarla öğretmek ve öğrenmek çok zordur.'' şeklinde kurarsanız bu cümlenin altına çok doğru diyerek 100 tane imza atabilirim. ''Matematik dersi kolay bir derstir.'' ifadesini de ''Matematik dersi işini çok iyi bilen ve seven öğretmenler tarafından ezberciliğin dışına çıkarak ilginç yöntem ve yollarla öğretilirse kolay bir ders haline gelir.'' derseniz bu cümlenin de altına çok doğru diye 100 tane imza atabilirim.
Mesela ben bir sınıf öğretmeniyim bu yüzden daha çok ilk okul matematiği üzerinden örnek vermem doğru olur.Bana Hocam, matematik dersi bana çok zor geliyor. diyen anne-babalara ''Haklısınız, sizin yöntemlerinize göre hakikaten zor ama benim kullandığım yöntemlere göre ise hem zevkli hem de kolay'' diyorum.''Ders aynı ders fark nerede ?'' sorusuna ''Karşınızdaki matematik dağına siz bir dağcı gibi tırmanmaya çalışırken ben aynı dağa uzun yıllara dayanan tecrübe ve deneyimlerimle yaptığım matematik teleferikleriyle hiç zorlanmadan matematik dağına ulaşıyorum.'' diyorum.Sizlere soruyorum, ''Uludağ'a kayak yapmak için giderken tırmanmayı mı yoksa teleferikle ulaşma seçeneğini tercih edersiniz ?
Şimdi Matematik Dersi ile ilgili şu gerçekleri de ifade edelim.
Dersi ve öğretmenini seven için Matematik Dersi kolay iken sevmeyen için zordur.
Temeli sağlam bir öğrenciye matematik dersi kolayken temeli iyi olmayan öğrenci için zor bir derstir.
Formüllerin mantığını kavramış bir öğrenci için kolay bir ders olan matematik formüllerin mantığını bilmeyen ormül Ezbercileri için çok zor bir derstir.
Sistemli çalışan bir öğrenci için kolay olan matematik dersi, sınavdan sınava ders çalışan bir öğrenci için hakikaten zor bir derstir.
Olumsuz ön yargıları olan bir öğrenci için zor olan matematik olumlu düşünen kimseler için o kadar zor değildir.
''Hocam, madem bunları biliyordunuz da şimdiye kadar neredeydin?'' derseniz ben de matematikle ilgili yeni öğretme yöntemleri araştırmayan, matematik dersinin zorluğunun anlatıla anlatıla beyinlere yıkıcı bir virüs gibi çöreklenmiş bu yanlış düşüncelerin etkisinden kurtulup Haaaaayıııııır, Haaaaayıııııır !Lütfen matematiğe iftira atmayııııııın !Problem matematikte değil o yıllardır yenilemeyi düşünmediğiniz ilkel düşünce ve yöntemlerde. diyebilecek seviyeye gelmem yıllarımı aldı.
Ama şimdi rahatlıkla haykırabilirim.Eeeeeeeeyyyyyyyyyy, problemi öğrencilerin zekalarında arayan felaket tellalları artık bu virüslü düşüncelerinizi pırıl pırıl zeka fışkıran bu Türk çocuklarına bulaştıramayacaksınız.Çünkü artık bu virüslü düşünceleri bir bir temizleyecek anti-virüs programları olan başkanlığını güzel insan Basri KÖSELER hocam liderliğinde Adam- Necip GÜVEN' in de ekipte yer aldığı ''Çılgın Matematikçiler Birliği'' çok yakında kuruluyor.
Bireysel olarak çözülmesi imkansız olan Türkiye 'deki matematik fobisinin nasıl çözülmeye başladığını hep birlikte göreceğiz.''Çevrenizde boş ver, onlar şarlatan bu işi çözemez.'' diyen birisini duyarsanız bize bildirin.Noter masrafları bizden olmak şartıyla o kişinin ''Bunlar bu işi çözemez.'' ifadesini yazılı olarak kayda geçirmeyi düşünüyoruz. Çünkü söz uçar, yazı kalır. Tabii bizde aynı noterde Türkiye'deki matematik fobisini (Çılgın Matematikçiler Birliği ) ekibimizle çözeceğimizi yazılı olarak kayda geçireceğiz.
Kuru laflara karnımız tok, cesareti olan varsa kenarda , köşede konuşmayıp erkekçe ortaya çıksın.Hem böylelikle tarihe de geçmiş olacaklar. Bu gün hayatımızın bir parçası haline gelen buluşlar da ilk çıktığında hem de koca koca kariyerli insanlar tarafından alaya alınmıştı.O buluşları alaya alanlar tarihe geçti. Şimdi hayatımızın bir parçası olan buluşları alaya alanları bir görelim bakalım
*Radyonun geleceği yoktur.(İskoçyalı Fizikçi Lord Kevin)
*İcat edilecek her şey icat edildi.Artık yeni icat edilecek hi,ç bir şey yok.(1899-A.B.D. Patent Dairesi Başkanı Charles Duell)
*H.G.Wels, 1901 Denizaltıların savaşta mürettebatın boğulması dışında ne işe yarayabileceğini anlayamadım.
*1903 yılında Henry Ford n kredi talebine banka müdürü Otomobil geçici bir hevestir.Atlar her zaman kullanılacaktır.
*1.Dünya Savaşında (1911 yılında ) Fransız Mareşal Ferdinand Foch Uçaklar hoş oyuncaklar ama askeri bir değerleri yok. demiş.
*1927 yılında Harry Warner Artislerin konuşmalarını kim duymak ister ki? demiş.
*Twentieth Century Fox n başkanı Daryik Zanuck 1944 e Televizyon en geç altı ay içinde piyasadan silinecektir.İnsanlar her akşam böyle bir kutuya bakmak istemezler. demiş.
*1949 yılında Popular Mechanich dergisinde yayınlanan bir yazıda Bilgisayarların gelecekte belki sadece 1,5 ton ağırlığında olacaklar. şeklinde yazılmış.
*Digital Equipment Corpun patronu Olsen 1977 yılında İnsanların evlerinde bilgisayar bulundurmaları için bir neden göremiyorum. demiş.
Evet, bu iş olmaz diyen babayiğitleri ılgın Matematikçiler Birliği olarak Notere davet ediyoruz.
Son söz olarak gençlere seslenmek istiyorum.Ey güzel geleceğini müjdeleyen sevgili gençler ! Siz, yıllardır beyinlerinize boca edilmiş virüslü düşünceler sonucunda bir tavuk gibi ürkek , korkak sinmiş halde yaşadınız.Yeter artık demenin zamanı gelmedi mi daha?Siz bir tavuk değil ihtişamlı kanatları olan bir kartalsınız.Eğer şüpheniz varsa bunu ispat etmeye hazırım.
''Hocam anladıkta siz bunu nereden biliyorsunuz?'' derseniz ''Kendimden biliyorum'' diye cevap verebilirim.(Bu arada size şunu söyleyeyim.Şu anda kendimi dinliyorum da yazıya o kadar motive olmuşum ki yazıya başlarken var olan vücut kırgınlığımın kayboduğunu hissettim.)
Ben de 7 Mayıs 1999 yılına kadar ( yaş o zaman 44 şimdi 53 ) yıllarca Tavuk gibi yaşamış bir kartaldım. ( Öğrencilik hayatımı incelerseniz bunu daha iyi görebilirsiniz.) 7 Mayıs 1999 tarihinden sonra kartal gibi uçma dersleri almaya başladım.Bir çoğunda da başarısız oldum ama pes etmeden yoluma devam ettim.
2000 yılında bir arkadaşım Mega Hafızanın sahibi elik Safi Duyar'ın hafıza setlerini tanıtan bir broşür verdi.O setleri almak yaz tatilinde o setleri almak için Ankara a gittim. Maaş gününe de bir gün vardı.Tüm setleri almak için param yetmedi.Paramın yettiği kadarını da almak işime gelmedi.
O geceyi Ankara a geçirdim.Gece olduğunda otel ücretini sormak için bir otele gittim.İstenen otel ücreti (eşi çalışmayan tek maaş bir öğretmen) pahalı geldiği için bir baraka kenarında yarı uyur yarı uyanık sabahı ettim.Paramın eksiğini maaştan tamamlayarak Melik Safi Duyar'ın tüm hafıza setlerini aldım.Bu setleri ve setlerde bulunan kasetleri inceleyince kendimi ve öğrencilerimi adeta yeniden keşfettim. Öğrendiklerimi uygulayarak öğrencilerle birlikte Eskişehir Kanal 26 T.V'de hafıza gösterisi yaptım.
Daha sonra Kütahya a yeğenimle aynı gösterileri (en son 200 nesneyi sıralarıyla ve karışık, tarihi olaylar kronolojisinin hepsini hafızaya alma) yaptık.Bir ara şimdi Eskişehir Tepebaşı Belediyesi hesap işlerinde çalışan yakın arkadaşım Mehmet Diner'in büyük kızı ile oğlunu 20 saatlik hafıza eğitiminden sonra Kütahya aki Kanal 43 T.V e 100′lü hafıza gösterisine çıkardım.Tüm Eskişehir ve Kütahya o zaman bu gösterileri izledi.Onlar bu çocukları çok zeki ve harika çocuklar gibi gördü.Aslında bizim yaptıklarımızı aynı eğitimden geçirdikten sonra onların çocukları da yapabilirdi.
Hafıza setlerini inceledikten sonra Mega Hafıza sahibi Melik Safi Duyar'la görüşmeyi kafaya koymuştum.Telefonla Mega Hafıza'yı aradım ve telefondaki görevliye talebimi iletmesini söyledim.Daha sonra Melik Safi Duyar Bey o yoğun proğramına rağmen bana görüşmek için randevu verdi.Randevu günü Ankara a giderek . Safi Duyar'a görüştüm.Şimdiki çalışmalarımın başlangıcı olan projelerimden bahsettim. O da projelerimi mantıklı bularak çalışırsam başarabileceğimi söyleyerek bana moral verdi.
Yeri gelmişken M elik Safi Duyar beye bana yapmış olduğu katkılardan dolayı tekrar çok , çok teşekkür ediyorum.İyi ki varsın hocam ! Yaptığın çalışmalardan dolayı Allah senden razı olsun
Bu günlük bu kadar sohbet yeter, saat 9.00 olmuş.Eşim kahvaltı hazır gel diyor.Bu arada eşime ve çocuklarıma da teşekkür ediyorum.7 mayıs 1999 tarihinden beri çalışmalarından dolayı eşlik ve babalık görevlerini ihmal eden bir çatlağa sabır ettiler.Bu çalışmaları yoluna koyduktan sonra yerine getiremediğim eşlik ve babalık haklarından dolayı helallik istemem gerekecek. Helalleşmek biraz zor olacak ama sizler de yardımcı olursanız belki affederler.
9 Mayıs 2008 Eskişehir / Necip GÜVEN / Eşi, çocukları ve vatan sevgisi arasında kalmış bir deli.Ne yapalım geleceğimizi kurtarmak için bazı delilerin çıkıp bu çalışmaları yapması gerekiyordu.
Oğuz SAYGIN hocam ilk tanıştığımız yıllarda yapılması gereken bir iş var , siz bunu biliyorsunuz.O zaman bu işten geri duramazsınız.Hemen işe koyulup ''BEN DEĞİLDE KİM ? ŞİMDİ DEĞİLDE NE ZAMAN ?'' demelisiniz demişti.
Ben de ğuz Hocam ban öğrendiklerimin çoğunu siz öğrettiniz ama ben sizin öğrenciniz Necip GÜVEN olarak daha büyük projelere imza atacağım demiştim. Sözüm söz hocam. Beni geçmek için çok çalışmalısınız hocam çoooooooooooook !!!
Bana öğrettikleriniz için size de selam olsun !
Allaha Ismarladık dostlar ! Gitmeliyim yoksa hanım sofrayı kaldırırda aç kalırız sonra!.
9 Mayıs 2008 Necip GÜVEN Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com/
Sabah 04.30 dolaylarında tekrar kalktım ama o kırgınlık hala devam ediyor ve hava da mayıs ayına göre çok serin biraz da üşüyorum. Öyle ağrı kesici haplarla aram çok iyi olmadığı halde eşimden bir hap istedim.Bir kaç yudum hap altı bir şeyler atıştırıp ağrı kesici hapı yuttum.
Birden aklıma matematiğin zorluğunu veya kolaylığını ifade edişimizin yanlışlarının öğrencilerimize, çocuklarımıza verdiği zararı anlatan bir yazı yazma düşüncesi geldi.Önce kendi kendime ''Bırak sonra yazarsın, zaten hastasın.'' dedim ama içimden başka ses ''Ülkende bir çok genç ve çocuk bu yanlış düşünceler yüzünden zarar görüyor, sense ufak bir vücut kırgınlığını bahane edip yatmayı düşünüyorsun.Ya aklına gelenleri sonra unutursan vebal altına girersin.'' dedi.Bu ikilem arasında oğlumun kışlık montunu giyip bilgisayar başına oturdum.Yazı yazmaya başlayınca da biraz açıldım.
Yazının başında ''Matematik dersine zordur demek yasaktır'' ifadesini söyleme hakkını ve cesaretini nereden alıyorsunuz ?'' derseniz.Çünkü bana göre ''Matematik Dersi Zordur''. ifadesi gibi ''Matematik Dersi Kolaydır''. demekte yanlıştır.Bu ifadeler resmin bütününü algılamamıza engel oluyor.Bu ifadeler şuna benziyor. 10 katlı bir apartmanın önüne gelip ''Bu apartmanın10 katına çıkmak kolaydır veya zordur.'' demek gibidir. Ama şöyle dersek iş değişir.''Bu apartmanın 10. katına merdivenle çıkmak zordur ama aynı yere asansörle çıkmak çok kolaydır.'' Yani kurduğumuz cümlelerde resmin bütününü ortaya koyup ona göre cümle kurmalıyız.
Cümleyi ''Matematik dersini yıllardır dedem zamanından kalma bayatlamış, modası geçmiş ezberci yollarla öğretmek ve öğrenmek çok zordur.'' şeklinde kurarsanız bu cümlenin altına çok doğru diyerek 100 tane imza atabilirim. ''Matematik dersi kolay bir derstir.'' ifadesini de ''Matematik dersi işini çok iyi bilen ve seven öğretmenler tarafından ezberciliğin dışına çıkarak ilginç yöntem ve yollarla öğretilirse kolay bir ders haline gelir.'' derseniz bu cümlenin de altına çok doğru diye 100 tane imza atabilirim.
Mesela ben bir sınıf öğretmeniyim bu yüzden daha çok ilk okul matematiği üzerinden örnek vermem doğru olur.Bana Hocam, matematik dersi bana çok zor geliyor. diyen anne-babalara ''Haklısınız, sizin yöntemlerinize göre hakikaten zor ama benim kullandığım yöntemlere göre ise hem zevkli hem de kolay'' diyorum.''Ders aynı ders fark nerede ?'' sorusuna ''Karşınızdaki matematik dağına siz bir dağcı gibi tırmanmaya çalışırken ben aynı dağa uzun yıllara dayanan tecrübe ve deneyimlerimle yaptığım matematik teleferikleriyle hiç zorlanmadan matematik dağına ulaşıyorum.'' diyorum.Sizlere soruyorum, ''Uludağ'a kayak yapmak için giderken tırmanmayı mı yoksa teleferikle ulaşma seçeneğini tercih edersiniz ?
Şimdi Matematik Dersi ile ilgili şu gerçekleri de ifade edelim.
Dersi ve öğretmenini seven için Matematik Dersi kolay iken sevmeyen için zordur.
Temeli sağlam bir öğrenciye matematik dersi kolayken temeli iyi olmayan öğrenci için zor bir derstir.
Formüllerin mantığını kavramış bir öğrenci için kolay bir ders olan matematik formüllerin mantığını bilmeyen ormül Ezbercileri için çok zor bir derstir.
Sistemli çalışan bir öğrenci için kolay olan matematik dersi, sınavdan sınava ders çalışan bir öğrenci için hakikaten zor bir derstir.
Olumsuz ön yargıları olan bir öğrenci için zor olan matematik olumlu düşünen kimseler için o kadar zor değildir.
''Hocam, madem bunları biliyordunuz da şimdiye kadar neredeydin?'' derseniz ben de matematikle ilgili yeni öğretme yöntemleri araştırmayan, matematik dersinin zorluğunun anlatıla anlatıla beyinlere yıkıcı bir virüs gibi çöreklenmiş bu yanlış düşüncelerin etkisinden kurtulup Haaaaayıııııır, Haaaaayıııııır !Lütfen matematiğe iftira atmayııııııın !Problem matematikte değil o yıllardır yenilemeyi düşünmediğiniz ilkel düşünce ve yöntemlerde. diyebilecek seviyeye gelmem yıllarımı aldı.
Ama şimdi rahatlıkla haykırabilirim.Eeeeeeeeyyyyyyyyyy, problemi öğrencilerin zekalarında arayan felaket tellalları artık bu virüslü düşüncelerinizi pırıl pırıl zeka fışkıran bu Türk çocuklarına bulaştıramayacaksınız.Çünkü artık bu virüslü düşünceleri bir bir temizleyecek anti-virüs programları olan başkanlığını güzel insan Basri KÖSELER hocam liderliğinde Adam- Necip GÜVEN' in de ekipte yer aldığı ''Çılgın Matematikçiler Birliği'' çok yakında kuruluyor.
Bireysel olarak çözülmesi imkansız olan Türkiye 'deki matematik fobisinin nasıl çözülmeye başladığını hep birlikte göreceğiz.''Çevrenizde boş ver, onlar şarlatan bu işi çözemez.'' diyen birisini duyarsanız bize bildirin.Noter masrafları bizden olmak şartıyla o kişinin ''Bunlar bu işi çözemez.'' ifadesini yazılı olarak kayda geçirmeyi düşünüyoruz. Çünkü söz uçar, yazı kalır. Tabii bizde aynı noterde Türkiye'deki matematik fobisini (Çılgın Matematikçiler Birliği ) ekibimizle çözeceğimizi yazılı olarak kayda geçireceğiz.
Kuru laflara karnımız tok, cesareti olan varsa kenarda , köşede konuşmayıp erkekçe ortaya çıksın.Hem böylelikle tarihe de geçmiş olacaklar. Bu gün hayatımızın bir parçası haline gelen buluşlar da ilk çıktığında hem de koca koca kariyerli insanlar tarafından alaya alınmıştı.O buluşları alaya alanlar tarihe geçti. Şimdi hayatımızın bir parçası olan buluşları alaya alanları bir görelim bakalım
*Radyonun geleceği yoktur.(İskoçyalı Fizikçi Lord Kevin)
*İcat edilecek her şey icat edildi.Artık yeni icat edilecek hi,ç bir şey yok.(1899-A.B.D. Patent Dairesi Başkanı Charles Duell)
*H.G.Wels, 1901 Denizaltıların savaşta mürettebatın boğulması dışında ne işe yarayabileceğini anlayamadım.
*1903 yılında Henry Ford n kredi talebine banka müdürü Otomobil geçici bir hevestir.Atlar her zaman kullanılacaktır.
*1.Dünya Savaşında (1911 yılında ) Fransız Mareşal Ferdinand Foch Uçaklar hoş oyuncaklar ama askeri bir değerleri yok. demiş.
*1927 yılında Harry Warner Artislerin konuşmalarını kim duymak ister ki? demiş.
*Twentieth Century Fox n başkanı Daryik Zanuck 1944 e Televizyon en geç altı ay içinde piyasadan silinecektir.İnsanlar her akşam böyle bir kutuya bakmak istemezler. demiş.
*1949 yılında Popular Mechanich dergisinde yayınlanan bir yazıda Bilgisayarların gelecekte belki sadece 1,5 ton ağırlığında olacaklar. şeklinde yazılmış.
*Digital Equipment Corpun patronu Olsen 1977 yılında İnsanların evlerinde bilgisayar bulundurmaları için bir neden göremiyorum. demiş.
Evet, bu iş olmaz diyen babayiğitleri ılgın Matematikçiler Birliği olarak Notere davet ediyoruz.
Son söz olarak gençlere seslenmek istiyorum.Ey güzel geleceğini müjdeleyen sevgili gençler ! Siz, yıllardır beyinlerinize boca edilmiş virüslü düşünceler sonucunda bir tavuk gibi ürkek , korkak sinmiş halde yaşadınız.Yeter artık demenin zamanı gelmedi mi daha?Siz bir tavuk değil ihtişamlı kanatları olan bir kartalsınız.Eğer şüpheniz varsa bunu ispat etmeye hazırım.
''Hocam anladıkta siz bunu nereden biliyorsunuz?'' derseniz ''Kendimden biliyorum'' diye cevap verebilirim.(Bu arada size şunu söyleyeyim.Şu anda kendimi dinliyorum da yazıya o kadar motive olmuşum ki yazıya başlarken var olan vücut kırgınlığımın kayboduğunu hissettim.)
Ben de 7 Mayıs 1999 yılına kadar ( yaş o zaman 44 şimdi 53 ) yıllarca Tavuk gibi yaşamış bir kartaldım. ( Öğrencilik hayatımı incelerseniz bunu daha iyi görebilirsiniz.) 7 Mayıs 1999 tarihinden sonra kartal gibi uçma dersleri almaya başladım.Bir çoğunda da başarısız oldum ama pes etmeden yoluma devam ettim.
2000 yılında bir arkadaşım Mega Hafızanın sahibi elik Safi Duyar'ın hafıza setlerini tanıtan bir broşür verdi.O setleri almak yaz tatilinde o setleri almak için Ankara a gittim. Maaş gününe de bir gün vardı.Tüm setleri almak için param yetmedi.Paramın yettiği kadarını da almak işime gelmedi.
O geceyi Ankara a geçirdim.Gece olduğunda otel ücretini sormak için bir otele gittim.İstenen otel ücreti (eşi çalışmayan tek maaş bir öğretmen) pahalı geldiği için bir baraka kenarında yarı uyur yarı uyanık sabahı ettim.Paramın eksiğini maaştan tamamlayarak Melik Safi Duyar'ın tüm hafıza setlerini aldım.Bu setleri ve setlerde bulunan kasetleri inceleyince kendimi ve öğrencilerimi adeta yeniden keşfettim. Öğrendiklerimi uygulayarak öğrencilerle birlikte Eskişehir Kanal 26 T.V'de hafıza gösterisi yaptım.
Daha sonra Kütahya a yeğenimle aynı gösterileri (en son 200 nesneyi sıralarıyla ve karışık, tarihi olaylar kronolojisinin hepsini hafızaya alma) yaptık.Bir ara şimdi Eskişehir Tepebaşı Belediyesi hesap işlerinde çalışan yakın arkadaşım Mehmet Diner'in büyük kızı ile oğlunu 20 saatlik hafıza eğitiminden sonra Kütahya aki Kanal 43 T.V e 100′lü hafıza gösterisine çıkardım.Tüm Eskişehir ve Kütahya o zaman bu gösterileri izledi.Onlar bu çocukları çok zeki ve harika çocuklar gibi gördü.Aslında bizim yaptıklarımızı aynı eğitimden geçirdikten sonra onların çocukları da yapabilirdi.
Hafıza setlerini inceledikten sonra Mega Hafıza sahibi Melik Safi Duyar'la görüşmeyi kafaya koymuştum.Telefonla Mega Hafıza'yı aradım ve telefondaki görevliye talebimi iletmesini söyledim.Daha sonra Melik Safi Duyar Bey o yoğun proğramına rağmen bana görüşmek için randevu verdi.Randevu günü Ankara a giderek . Safi Duyar'a görüştüm.Şimdiki çalışmalarımın başlangıcı olan projelerimden bahsettim. O da projelerimi mantıklı bularak çalışırsam başarabileceğimi söyleyerek bana moral verdi.
Yeri gelmişken M elik Safi Duyar beye bana yapmış olduğu katkılardan dolayı tekrar çok , çok teşekkür ediyorum.İyi ki varsın hocam ! Yaptığın çalışmalardan dolayı Allah senden razı olsun
Bu günlük bu kadar sohbet yeter, saat 9.00 olmuş.Eşim kahvaltı hazır gel diyor.Bu arada eşime ve çocuklarıma da teşekkür ediyorum.7 mayıs 1999 tarihinden beri çalışmalarından dolayı eşlik ve babalık görevlerini ihmal eden bir çatlağa sabır ettiler.Bu çalışmaları yoluna koyduktan sonra yerine getiremediğim eşlik ve babalık haklarından dolayı helallik istemem gerekecek. Helalleşmek biraz zor olacak ama sizler de yardımcı olursanız belki affederler.
9 Mayıs 2008 Eskişehir / Necip GÜVEN / Eşi, çocukları ve vatan sevgisi arasında kalmış bir deli.Ne yapalım geleceğimizi kurtarmak için bazı delilerin çıkıp bu çalışmaları yapması gerekiyordu.
Oğuz SAYGIN hocam ilk tanıştığımız yıllarda yapılması gereken bir iş var , siz bunu biliyorsunuz.O zaman bu işten geri duramazsınız.Hemen işe koyulup ''BEN DEĞİLDE KİM ? ŞİMDİ DEĞİLDE NE ZAMAN ?'' demelisiniz demişti.
Ben de ğuz Hocam ban öğrendiklerimin çoğunu siz öğrettiniz ama ben sizin öğrenciniz Necip GÜVEN olarak daha büyük projelere imza atacağım demiştim. Sözüm söz hocam. Beni geçmek için çok çalışmalısınız hocam çoooooooooooook !!!
Bana öğrettikleriniz için size de selam olsun !
Allaha Ismarladık dostlar ! Gitmeliyim yoksa hanım sofrayı kaldırırda aç kalırız sonra!.
9 Mayıs 2008 Necip GÜVEN Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com/
Etiketler:
apartman,
asansör,
bayatlamış,
çok doğru,
dağcı,
ezberci yollar,
imza,
matematik kolaydır,
matematik zordur,
modası geçmiş,
öğrenmek,
öğretmek,
sınıf öğretmeni,
yasak
Türk Toplumunda Matematik Korkusu
Beynin Programlanması: Her toplumun bir genel hafızası bir de toplumun fertlerine ait bireysel hafızası vardır. Birçok insan özel hafızasını programlarken toplumda oluşan genel hafızanın etkisinde kalır ve özel hafızasına bu programları depolar. Eğer o toplumda olayların nedenleri ve niçinlerini sorgulayan bir sistem yoksa sorgulamadan aldıkları bilgileri yine aynı yollarla toplumun yeni bireylerine ulaştırırlar.
Beş Maymun Hikayesi ve Kuramsal Negatif Öğrenme :
Kafese beş maymunu koyarlar..Ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar.Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar..
Her bir maymun ayni denemeye giriştiğinde buz gibi soğuk suyla ıslatılır...
Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.
Daha sonra, suyu kapatıp maymunlardan biri dışarı alınıp yerine yeni bir maymun (adı: "A" olsun) koyulur. İlk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur; fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler...
Daha da sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla ("B") değiştirilir ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer.Bu ikinci yeni maymunu (B) en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur (A).
Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni gelen maymun (C) da ilk atağında cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin (A ve B) en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur..
Son olarak en bastaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve besincisi de yenileriyle (D ve E) değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artik hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır..Neden mi?
Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmelidir...
Toplum tarafından oluşturulmuş hafızanın bizim duygularımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımızı ne kadar etkili ve nasıl etkileyebileceği konusunda daha bir uç örnek verelim.
Fransız, İngiliz, Alman ve Türklerden oluşmuş bir topluluğunun lokantada yemek için oturduğunu düşünelim.Yemeğin başında tabaklarda nar gibi kızarmış etler geliyor.Doğal olarak bu etleri gören herkes iştahla yemeğe hazırlanırken Türklerin bulunduğu gruptan bir kişi garsona bu etin ne eti olduğunu soruyor.Garson ‘’ Efendim, etimiz kurbağa bacağı.’’ dedi.
Bu cevap Fransız,İngiliz ve Almanlar tarafından sevinçle karşılanırken Türk müşteriler üzerinde tam bir tiksinti ve şoka neden olur.Çünkü herkes yemeğe o zamana kadar zihinlerinde oluşturulmuş toplumsal programa göre tepki vermiştir.
Verdiğim örnek biraz uç örnek oldu ama derdimiz daha iyi anlatmak için bulabildiğim en iyi örnek. Çünkü matematiğin toplumsal bir canavar ilan edildiği bir ülkede bu şartlar altında matematik öğrenirken öğrencilerin doğal zekalarını ortaya koyarak başarılı olmaları imkansız değil ama çok zordur.
ÇÖZÜM:1-Çözümün ilk şartı matematikte yaşadığımız başarısızlıkların nedenlerini ve sonuçlarını iyice sorgulayarak sorunun matematikte değil matematik öğretiminde olduğunu ortaya koymalıyız.
2-Tüm matematik başarısının temelinin ilköğretimin 1.kademesi olduğu gerçeğinden yola çıkarak sınıf öğretmenlerinin en az matematik öğretmenleri kadar matematik sevmesi gerektiğini görerek onların eğitimine daha fazla önem vermeliyiz.
3-Matematik başarısını bir zekâ ölçeği gibi düşünmekten vazgeçmeliyiz.
4- Matematik öğretiminde ezber yönteminden vazgeçerek öğrencilere matematiği sevdirecek yeni yöntemler ve yollar bulmalıyız.
5-Öğrencileri sözel , sayısal türü zeka türleri ayrımına tabii tutarak, her biri parmak izleri gibi farklı özelliklere sahip ama her zeka türünden renklere ve tonlara sahip öğrencilerin bu renk mozaiğini parçalamamalıyız.
6-Eğitimcilikte diplomanın tek başına her şeyi çözen sihirli bir değnek olmadığı bilinciyle öğrenmenin ve gelişmenin beşikten mezara kadar olduğu gerçeğini unutmamalıyız.
Eğitimci- Yazar Necip GÜVEN Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com
Beş Maymun Hikayesi ve Kuramsal Negatif Öğrenme :
Kafese beş maymunu koyarlar..Ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar.Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar..
Her bir maymun ayni denemeye giriştiğinde buz gibi soğuk suyla ıslatılır...
Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.
Daha sonra, suyu kapatıp maymunlardan biri dışarı alınıp yerine yeni bir maymun (adı: "A" olsun) koyulur. İlk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur; fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler...
Daha da sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla ("B") değiştirilir ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer.Bu ikinci yeni maymunu (B) en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur (A).
Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni gelen maymun (C) da ilk atağında cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin (A ve B) en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur..
Son olarak en bastaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve besincisi de yenileriyle (D ve E) değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artik hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır..Neden mi?
Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmelidir...
Toplum tarafından oluşturulmuş hafızanın bizim duygularımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımızı ne kadar etkili ve nasıl etkileyebileceği konusunda daha bir uç örnek verelim.
Fransız, İngiliz, Alman ve Türklerden oluşmuş bir topluluğunun lokantada yemek için oturduğunu düşünelim.Yemeğin başında tabaklarda nar gibi kızarmış etler geliyor.Doğal olarak bu etleri gören herkes iştahla yemeğe hazırlanırken Türklerin bulunduğu gruptan bir kişi garsona bu etin ne eti olduğunu soruyor.Garson ‘’ Efendim, etimiz kurbağa bacağı.’’ dedi.
Bu cevap Fransız,İngiliz ve Almanlar tarafından sevinçle karşılanırken Türk müşteriler üzerinde tam bir tiksinti ve şoka neden olur.Çünkü herkes yemeğe o zamana kadar zihinlerinde oluşturulmuş toplumsal programa göre tepki vermiştir.
Verdiğim örnek biraz uç örnek oldu ama derdimiz daha iyi anlatmak için bulabildiğim en iyi örnek. Çünkü matematiğin toplumsal bir canavar ilan edildiği bir ülkede bu şartlar altında matematik öğrenirken öğrencilerin doğal zekalarını ortaya koyarak başarılı olmaları imkansız değil ama çok zordur.
ÇÖZÜM:1-Çözümün ilk şartı matematikte yaşadığımız başarısızlıkların nedenlerini ve sonuçlarını iyice sorgulayarak sorunun matematikte değil matematik öğretiminde olduğunu ortaya koymalıyız.
2-Tüm matematik başarısının temelinin ilköğretimin 1.kademesi olduğu gerçeğinden yola çıkarak sınıf öğretmenlerinin en az matematik öğretmenleri kadar matematik sevmesi gerektiğini görerek onların eğitimine daha fazla önem vermeliyiz.
3-Matematik başarısını bir zekâ ölçeği gibi düşünmekten vazgeçmeliyiz.
4- Matematik öğretiminde ezber yönteminden vazgeçerek öğrencilere matematiği sevdirecek yeni yöntemler ve yollar bulmalıyız.
5-Öğrencileri sözel , sayısal türü zeka türleri ayrımına tabii tutarak, her biri parmak izleri gibi farklı özelliklere sahip ama her zeka türünden renklere ve tonlara sahip öğrencilerin bu renk mozaiğini parçalamamalıyız.
6-Eğitimcilikte diplomanın tek başına her şeyi çözen sihirli bir değnek olmadığı bilinciyle öğrenmenin ve gelişmenin beşikten mezara kadar olduğu gerçeğini unutmamalıyız.
Eğitimci- Yazar Necip GÜVEN Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com
Sorularla Türk Toplumunda Matematik Korkusu
1-Bir aşçısınız yıllar boyunca yemeye mecbur olduğunuz yemek yiyenler tarafından beğenilmeden yenmeye çalışılıyorsa yemeği hala atalarınızdan gördüğünüz şekilde yapmaya devam mı edersiniz yoksa yemeğin daha lezzetli olması için yeni yollar mı ararsınız ?
2-Atalarınızdan dinlediğiniz bir masal çocukların her gece kabus görmesine neden oluyorsa siz de her gece aynı masalı anlatmaya devam mı edersiniz yoksa çocukları rahatlatacak yeni masallar mı bulmaya çalışırdınız ?
3-Atalarınız tarafından yapılan şarkı ve türkü besteleri çocukların çoğunun psikolojisini bozmaya devam ediyorsa aynı besteleri çalmaya devam mı ederdiniz yoksa onların beğenerek dinleyeceği yeni besteler mi yapmaya çalışırdınız ?
4- Yaptığınız bir işte genel performans diğer ülkelere göre çok düşükse çevrenizdekileri suçlamaya devam ederek aynı çizgide çalışmaya devam mı ederdiniz yoksa nerede hata yapıyoruz diye şapkanızı önünüze koyup düşünür müydünüz?
5- Yıllardır modası geçmiş ve sizi her zaman yolda bırakan, sıkıntıya sokan aracınızı hala tamir edip yola devam etmeye mi çalışırdınız yoksa günümüz şartlarına uygun yeni modeller mi bulmaya çalışırdınız ?
Not: Siz de bu sorulara ilave sorularla katkıda bulunabilirsiniz.
Eğitimci-yazar Necip GÜVEN / Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com/
2-Atalarınızdan dinlediğiniz bir masal çocukların her gece kabus görmesine neden oluyorsa siz de her gece aynı masalı anlatmaya devam mı edersiniz yoksa çocukları rahatlatacak yeni masallar mı bulmaya çalışırdınız ?
3-Atalarınız tarafından yapılan şarkı ve türkü besteleri çocukların çoğunun psikolojisini bozmaya devam ediyorsa aynı besteleri çalmaya devam mı ederdiniz yoksa onların beğenerek dinleyeceği yeni besteler mi yapmaya çalışırdınız ?
4- Yaptığınız bir işte genel performans diğer ülkelere göre çok düşükse çevrenizdekileri suçlamaya devam ederek aynı çizgide çalışmaya devam mı ederdiniz yoksa nerede hata yapıyoruz diye şapkanızı önünüze koyup düşünür müydünüz?
5- Yıllardır modası geçmiş ve sizi her zaman yolda bırakan, sıkıntıya sokan aracınızı hala tamir edip yola devam etmeye mi çalışırdınız yoksa günümüz şartlarına uygun yeni modeller mi bulmaya çalışırdınız ?
Not: Siz de bu sorulara ilave sorularla katkıda bulunabilirsiniz.
Eğitimci-yazar Necip GÜVEN / Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com/
20 Haziran 2010 Pazar
Çarpım Tablosu Katliamı ve Kurbanları
İlkokul öğrencisi olduğum altmışlı yıllarda çarpım tablosu (eskilerin deyimiyle kerrat cetveli ) deyince akla ezberleme geliyordu..Dün gibi hatırımda, 4.sınıfa geldiğimiz halde hala bir çoğumuz çarpım tablosunu bilmediği için sınıfta çarpım tablosunun ezberi ile ilgili yarışmalar yapılırdı.
Daha sonra sınıf öğretmeni olup ta bu konuda hem M.E.Bakanlığının 1968 matematik programında yapılan değişiklikler hem de bu konunun daha kolay nasıl öğretileceği üzerine yaptığım araştırmalar sonucunda çarpım tablosunu ezberlemenin matematikte yapılabilecek en büyük yanlış ve en zor iş olduğunu fark ettim.
1990’lı yıllarda çarpım tablosunun mantığının doğru kavrandığında ve ezbersiz öğretme sistemlerinin devreye sokulduğunda daha kısa sürede ve daha çabuk öğrenildiğini uygulamalı olarak gördüm.
Ezber yöntemiyle yetişen anne-babalar ve hala aynı yanlışta ısrar eden sınıf öğretmenlerinin önyargılarını kırmak mümkün olamadığı için günümüzde çözülmüş olması gereken çarpım tablosu ezber yüzünden hala sorun olmaya devam ediyor.İlk kitabım ‘’Matematikle Barışıyorum’’ un ilk baskısını çıkardığım 2004 yılından bu yana çarpım tablosunun ezbersiz de öğrenilebileceği konusunda medyaya verdiğim bir çok basın açıklaması yeteri kadar kabul görmedi.Çarpım Tablosu öğretiminde toplumda oluşmuş önyargılar insanların zihinlerine paslı çiviler gibi çakılmış gibi yerinden hiç oynatılamıyordu.
Öğrenciliğinde çarpım tablosunu ezber yoluyla öğrenmiş anne-babaların bu konuda sıkıntı yaşamasını anlıyordum ama 2000’li yıllara gelmiş sınıf öğretmenlerinin yanlışta ısrar etmesini hala anlayabilmiş değilim.
İşin en kötü yanı da çarpım tablosu ezberinin yanlış olduğunun farkında olmayan bir sınıf öğretmeninin çarpım tablosunun sınıfında papağan gibi ezberleme yöntemini ezberlettiğini, ezberleyemeyen bir öğrencisini de videoya çekip bu videoyu ‘’Çarpım Tablosu Katliamı’’ başlığı ile internet sitelerinde paylaştığına şahit oldum.
Evet, ortada bir katliam vardı ama katliamı yapan öğrenci değil yanlış öğretim metodunun farkında olmayan öğretmen ve katliama maruz kalan zavallı bir öğrenci. Görevi öğrencisine çarpım tablosunu en kolay yoldan öğretmek olan meslektaşımız hem öğrencisini Çarpım Tablosunu ezberletmeye çalışarak zihinsel olarak katlediyor hem de bu yanlış öğretim yöntemi yüzünden oluşan manzarayı videoya çekerek ‘’ Ey anneler-babalar, bakın çocuklarınızı nasıl katlediyorum!’’ der gibi internet sitelerinde paylaşıma sunuyor.
Yazık, yazık çok yazık!
Eğitimci-yazar Necip GÜVEN / Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
Email 1: necipguven2003@mynet.com
Email 2:matematigisevdirenadam@gmail.com
Web: http://www.matematigisevdirenadam.com/
Etiketler:
çarpım tablosu kurbanları,
matematik katliamı,
necip güven
Matematiğin Temelleri Ana Sınıflarında Atılmalıdır
EĞİTİMCİ-YAZAR GÜVEN'DEN "MATEMATİĞİN TEMELLERİ ANA SINIFINDA ATILMALI" TEZİ
Eğitimci-yazar Necip Güven, matematik öğretiminin temellerinin ana sınıfında atılmaya başlanması gerektiğini savundu.
Güven yaptığı açıklamada, öğrenmenin doğumla başlayıp, ölene kadar devam eden bir süreç lduğunu belirterek, "Yapılan araştırmalar, insanların hayatını yönlendiren bir çok alışkanlığın
temelinin 0-5 yaş arasında atıldığını ortaya koydu. Üretici firmalar için müşteri denince hiç bir yaş sınırı yoktur. Reklamlarını yaparken, ürünlerinin hedef kitlesini tanımladıktan sonra reklamlarını bu profile göre dizayn etmektedirler. Örgün eğitim sistemlerinde ise, eğitim ve öğretimde plan ve programlar genellikle ilköğretim birinci sınıfa göre şekillendirilmektedir. Bu ise, öğretimde ileriki yıllarda telafisi zor sıkıntılara yol açmaktadır.
Özellikle matematik öğretiminde kreş ve ana sınıfında çocuklara uygun programlar geliştirilmediği için öğretilecek bilgiler biriktirilmekte ve okula başlar başlamaz çocuklara bu bilgiler birden alışılageldik yöntemlerle yoğun şekilde öğretilmeye çalışılmaktadır. Bu, hem çocukları dersten uzaklaştırmakta, hem de anne ve babaları psikolojik olarak sıkıntıya sokmaktadır" dedi.
"Matematik öğretiminin temelleri, en geç ana sınıfında atılmaya başlanmalıdır" diyen Necip Güven, şunları söyledi:
"Bu temellerin, klasik öğretim sistemlerine göre atılmasının mümkün olmayacağı eleştirisi getirilebilir. Böyle bir eleştiri, mevcut sisteme göre doğru bir eleştiridir. Ancak, çocukların
bulundukları yaşlar dikkate alınarak müzik ve oyun temelli öğretim yöntemleri uygulandığında, bu yaştaki çocukların öğrenemeyeceği düşünülen bir çok bilgiyi tecrübelerime dayanarak daha verimli şekilde verilebileceğine inanıyorum. Bana bu fırsat verildiğinde, bu tezimin doğruluğunu her platformda ispat etmeye hazırım.
Tezimi bu kadar kendime güvenle savunmamın ana sebebi kişisel değil, bir sistem savunmasıdır. Günlük hayatta yaptığımız işleri kolaylaştırıp zorlaştıran da aslında yalnız becerilerimizin
eksikliği değil, çoğunlukla kullandığımız sistemlerin güçlü ya da zayıf oluşudur. Çocukların korkularının pekişmediği bu ilk yıllarda yapacağımız çocuk psikolojisine uygun öğretim sistemleri ile korkuların oluşması önlenip, matematiği sevdirmek mümkün olabilir. Bu teze karşı bunun bu
zamana kadar yapılamadığı ileri sürülebilir. Fakat bu, bundan sonra da yapılamayacağını göstermez. Günümüzden 40-50 yıl önceki mevcut sistemlerle yapılması imkansız ya da çok zor olan işler, yeni teknolojilerle daha kısa zamanda, daha az maddi imkanlarla ve daha kolay yapılmaktadır."
(İhlas Haber Ajansı) 01.11.2007
Eğitimci-yazar Necip Güven, matematik öğretiminin temellerinin ana sınıfında atılmaya başlanması gerektiğini savundu.
Güven yaptığı açıklamada, öğrenmenin doğumla başlayıp, ölene kadar devam eden bir süreç lduğunu belirterek, "Yapılan araştırmalar, insanların hayatını yönlendiren bir çok alışkanlığın
temelinin 0-5 yaş arasında atıldığını ortaya koydu. Üretici firmalar için müşteri denince hiç bir yaş sınırı yoktur. Reklamlarını yaparken, ürünlerinin hedef kitlesini tanımladıktan sonra reklamlarını bu profile göre dizayn etmektedirler. Örgün eğitim sistemlerinde ise, eğitim ve öğretimde plan ve programlar genellikle ilköğretim birinci sınıfa göre şekillendirilmektedir. Bu ise, öğretimde ileriki yıllarda telafisi zor sıkıntılara yol açmaktadır.
Özellikle matematik öğretiminde kreş ve ana sınıfında çocuklara uygun programlar geliştirilmediği için öğretilecek bilgiler biriktirilmekte ve okula başlar başlamaz çocuklara bu bilgiler birden alışılageldik yöntemlerle yoğun şekilde öğretilmeye çalışılmaktadır. Bu, hem çocukları dersten uzaklaştırmakta, hem de anne ve babaları psikolojik olarak sıkıntıya sokmaktadır" dedi.
"Matematik öğretiminin temelleri, en geç ana sınıfında atılmaya başlanmalıdır" diyen Necip Güven, şunları söyledi:
"Bu temellerin, klasik öğretim sistemlerine göre atılmasının mümkün olmayacağı eleştirisi getirilebilir. Böyle bir eleştiri, mevcut sisteme göre doğru bir eleştiridir. Ancak, çocukların
bulundukları yaşlar dikkate alınarak müzik ve oyun temelli öğretim yöntemleri uygulandığında, bu yaştaki çocukların öğrenemeyeceği düşünülen bir çok bilgiyi tecrübelerime dayanarak daha verimli şekilde verilebileceğine inanıyorum. Bana bu fırsat verildiğinde, bu tezimin doğruluğunu her platformda ispat etmeye hazırım.
Tezimi bu kadar kendime güvenle savunmamın ana sebebi kişisel değil, bir sistem savunmasıdır. Günlük hayatta yaptığımız işleri kolaylaştırıp zorlaştıran da aslında yalnız becerilerimizin
eksikliği değil, çoğunlukla kullandığımız sistemlerin güçlü ya da zayıf oluşudur. Çocukların korkularının pekişmediği bu ilk yıllarda yapacağımız çocuk psikolojisine uygun öğretim sistemleri ile korkuların oluşması önlenip, matematiği sevdirmek mümkün olabilir. Bu teze karşı bunun bu
zamana kadar yapılamadığı ileri sürülebilir. Fakat bu, bundan sonra da yapılamayacağını göstermez. Günümüzden 40-50 yıl önceki mevcut sistemlerle yapılması imkansız ya da çok zor olan işler, yeni teknolojilerle daha kısa zamanda, daha az maddi imkanlarla ve daha kolay yapılmaktadır."
(İhlas Haber Ajansı) 01.11.2007
Etiketler:
ana sınıfı,
eğitim sistemi,
eğitim ve öğretim,
klasik öğretim,
matematiğin temelleri,
necip güven,
tez
19 Haziran 2010 Cumartesi
Matematikte Çözüm Annelerin Elinde

OECD, 2000`den beri üç senede bir OECD ülkeleri ve diğer katılımcı ülkelerde Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) uygulamaları yürütmektedir. 2006`da Türkiye katılımcı 57 ülke arasında fende 44., matematikte 37. ve okumada 43. olmuştur. OECD ülkeleri arasında ise Türkiye sondan ikincidir. Türkiye`de ortalama fen notu 423 puan, OECD`de ortalama 500 puandır.
Yukarıda matematik ve fen başarımızın durumu ortaya konmuştur.Bu sarmaldan kurtuluş mümkündür ve bunu başaracak alt yapıya sahibiz.Önce başarısızlığımıza mazeret aradığımızı düşünelim ve mazeretleri bir bir sayalım desek bu sonuca yüzlerce mazeret bulabiliriz. Bulduğumuz mazeretlere göz attığımızda ise ilk bakışta bu mazeretlerin bir çoğu çok mantıklı gelebilir.Fakat mazeretlerin en kötü yönü sorunların önüne dağ gibi engeller koyup çözümlerin imkansız gibi görünmesini sağlamaktır. Bu ise sorunları gözümüzde büyütüp çözümler için adım atmamızı engeller.
Bu sarmaldan kurtuluş mümkün müdür ? diye sorarsanız cevabım evet olacaktır. Verdiğim evet cevabından sonra bana O halde çözüm nedir? dediğiniz duyar gibiyim.Yıllardır eğitimimizin içinde öğrenci ve öğretmen olarak yer almış , son 10 yılda ise bu işe yoğun mesai harcamış bir eğitimci olarak Çözümün ilk şartı elimizi kolumuzu bağlayan, bu konularda araştırma ve projeler geliştirmemizi engelleyen tüm mazeretleri çöpe atmaktır.
Başarısızlıklarımızın ana nedenleri olan mazeretleri çöpe atınca sırtımızdaki ağır bir yükten kurtulmuş olacağız.Mazeretleri çöpe attığımız için beynimizin Çözüm ne, çözüm ne ? diye sorular sormaya başladığını göreceğiz.
Son 10 yıldır yaptığım araştırma ve çalışmalar bana çözümün kendi içimizde olduğu sonucuna ulaştırdı. Daha önce yaptığımız basın açıklamasında Çılgın Matematikçiler Birliği olarak 2009 yılını Çılgın Matematikçiler Yılı ilan etmiştik.Çılgın Matematikçiler olarak bundan sonrada ortaya koyduğumuz projelerle Türk insanının elini kolunu bağlayan prangaları bir bir sökeceğiz.
Türk Milletinin Silkinişinin Hamlesini de 3 X 4 D formülü ile başaracağız !
3 X 4 D formülünü açacak olursak ;
1.4 Değerimiz : 1-Mimar Sinan, 2-Mevlana, 3-Yunus Emre 4- Nasrettin Hoca gibi 4 değerli büyüğümüzü kendimize yolumuzu aydınlatan çıkış referansı olarak alıyoruz.
2. 4 Değerimiz, çalışmalarımızda birikimleri , alanlarında bize bilgi ,tecrübeleri ile ışık tutan 1-Dürdane Elhan, 2-Müyesser Saka, 3-Gökhan Veli Kişioğlu 4- Çıl- Mat- Bir Başkanımız Değerli Hocam Basri Köseler ir.
3.4 Değerimiz : 1- ( ÇIL AT- BİR ) Çılgın Matematikçiler Birliği Ekibi 2- Annelerimiz 3- Öğrencilerimiz 4-Bu işe gönülden destek olacak eğitimci arkadaşlarımız.
Yapacağımız çalışmalarda her bir öğe kendi içinde çok önemli olduğu halde çözümde öğrencilerle aramızda köprü görevi annelere düşmektedir. Çünkü onlar bizim ilk öğretmenlerimizdir ve sorunlarda en çok acı çeken kitledir.Atalarımız bile Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar. demiştir. Annelerin çözüm içinde bulunmadığı hiçbir çalışmanın başarıya ulaşma şansı yoktur.
Bu sorunların bürokratik sistem içinde de çözülme şansı yoktur.Çünkü alınan kararların çoğunun kağıt üzerinde kaldığı , bir çoğuna başta klasik sistem tarafından eğitim almış insanlar tarafından direnç gösterildiği bir ortamda fikir birliğine varıp çözümler üretme şansı yoktur.
Bu sorun ancak çözüme odaklanmış toplumun her kesiminden gönüllü bireylerin yer aldığı takım çalışmaları sonucu çözülebilir.Matematik alanında yaşadığımız sorunlar yalnız eğitimciler, anneler, öğrenciler tarafından çözülemeyecek kadar büyüktür.Ama takım olarak el ele verdiğimiz zaman ise çorap söküğü gibi gelecektir.
Anneler söyleyin lütfen, çocuklarımızın zeka yönünden dünyadaki akranlarından ne eksikleri var acaba? Hiçbir eksikleri yok ama onlar da bizler gibi yanlış sistemlerin kurbanları.
Son 10 yıl içinde annelerin ( üniversite ve lise mezunu anneler de dahil ) çözümün içinde yer almasını engelleyen mazeret cümlesini yüzlerce defa duydum. Hocam, bu matematik bizim zamanımızdaki matematik gibi değil. O zaman annelere şunları sorayım:
Günümüzdeki evler çocukluğumuzdaki evler mi ?
Teknoloji bizim zamanımızdaki teknoloji mi ?
Çocuklarımızın oynadıkları oyunlar bizim zamanımızdaki oyunlar mı ?
Mutfaklarımızdaki araçların çoğu çocukluğumuzdaki araçlar mı ?
Arabalar çocukluğumuzdaki arabalar mı ?
Trafik çocukluğumuzdaki trafik mi ?
Şehrimiz çocukluğumuzdaki şehir mi ?
İstanbul çocukluğumuzdaki İstanbul mu?
Giysilerimizin çoğu çocukluğumuzdaki gibi mi ?
Telefonlarımız çocukluğumuzdaki gibi mi ?
Nerede kaplarımızı kalaylayan kalaycı ustaları ?
Nerede kaldı atlara ve eşeklere nal çakan ve semer yapan ustalar ? Nerede kaldı terzi ustaları ve çırakları ?
Demek ki hayat çocukluğumuzdaki hayat değil.Çocuklarımız da çocukluğumuzdaki çocuklar değiller.Demek ki hayat değişim halinde. O halde yaşadığımız tüm değişime ayak uydurduğumuz gibi matematikteki değişimlere de ayak uydurabiliriz, zaten ayak uydurmak zorundayız.
Bir eğitimci olarak her şeyi bilmeyebiliriz .Bir öğrenci olarak her şeyi bilmeyebiliriz.Bir öğrenci olarak her şeyi bilmeyebiliriz ama düşüncelerimizi, deneyimlerimizi, sorunlarımızı ortak bir platformda paylaşarak birbirimizi eğitir, öğretir, geliştirebiliriz.
Evet, ben,sen, o olarak fazla bir şey yapamayabiliriz ama biz olursak çok şeyler yapabiliriz.Ancak birlikte yeni şeyler öğrenebilir, yeni çözümler üretebiliriz. Farkına varsak da varmasak da hayatımız değişim halinde . Biz de çocuklarımız ve torunlarımız için değişmek zorundayız. İstersek bunu başaracak iç ve dış kaynaklara da sahibiz. Yeter ki isteyelim, yeter ki el ele verelim.Ancak biz olursak başarabiliriz, ancak biz olursak sorunları aşabiliriz.El ele vermezsek herkesin kendi başına müzik yaptığı bir orkestra misali gürültü yaparız.Güzel besteler yapmak için birlikte çalışmalıyız, mutluluk bestelerini birlikte çalmalıyız.
Matematik dahil tüm eğitim ve öğretim sorunların çözümünde annelerin içinde yer almadığı çözümlerin başarıya ulaşma şansı yoktur.Tüm tarafların çözüm içinde etkin rol almadığı çalışmalarsa çocuklarımız anneler ve eğitimciler arasında gidip gelen bir pinpon topuna döner.
****************
(* ) OECD Nedir, ne yapar?
OECD`nin (Organisation for Economic Co-operation and Development) ingilizce açılımıdır. OECD İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı.Dünyanın en büyük ekonomik işbirliği örgütü. Bir nevi think-thank kurumu.İstanbul`da da merkezi bulunan teşkilat, Ekonomik işbirliği ve ekonomik gelişim için ülkeler arasında fikir paylaşımı (istişare) ortamı oluşturmak amacını öngörüyor. Ekonomi ağırlıklı çalışmalar yapmasına karşın, milli eğitim, enerji politikaları ve sosyal politikalar gibi birçok konuda çalışmalar yapıyor. Merkezi Paris`te olan örgütün otuz üyesi var. Üyeler14 Aralık 1960 tarihinde imzalanan Paris Sözleşmesi`ne dayanılarak kurulmuştur.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü. Mevcut üyeleri şunlardır: Avustralya, Avusturya, Belçika, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, Yunanistan, Fransa, Almanya, Macaristan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Japonya, Kore Cumhuriyeti, Lüksemburg, Meksika, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Polonya,Portekiz, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, İngiltere, ABD. Slovakya, Polonya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan ve Slovenya
Eğitimci-yazar Necip GÜVEN / Eskişehir
Tel: 0 ( 505 ) 346 80 02 ( Avea Öğretmen Hattı )
necipguven2003@mynet.com
matematigisevdirenadam@gmail.com
http://www.matematigisevdirenadam.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)